("Bir insanın yapabileceği en iyi şey kendine karşı tümüyle dürüst olmaya çalışmasıdır." S. Freud.)
Bununla birlikte kaçınmaya çalıştığımız bir gerçek daha var.
Psikolojik bozukluklarımıza saplanmakla kalmayız, kişisel gelişimden de kaçınırız; çünkü gelişim de başka türlü bir korkuya, dehşete, zayıflık ve yetersizlik duygularına yol açabilir. Bu nedenle en iyi yönlerimize, yeteneklerimize, itkilerimize, yüksek potansiyelimize, yaratıcılığımıza karşı da direnir, onları yadsırız. Kısacası kendi büyüklüğümüze karşı bir savaşım veririz, ki birden korkarız.
Giderilmeyen güvenlik gereksinimleri her zaman içten içe doyurulmak için diretecek ve ilerlemeye engel olacaklardır. Bu gereksinim ne kadar çok doyurulursa o denli az ayak bağı olacaktır. Bu doyum ne denli az olursa cesaret de o denli azalacaktır.
Güvenlik ve gelişim arasında üzerinde durmamız gereken bir ilişki daha var. İlerleme küçük adımlar halinde gerçekleşir. İleri doğru atılan her adımı olası kılan ise güvende olunduğu, güvenli bir yuvadan bilinmeze doğru hareket edildiği duygusu ve geri dönüşün mümkün olduğunu bilmektir. Emekleyen bebeğin annesinin dizlerinin dibinden bilinmeyen bir çevreye yönelmesini bir örnek olarak alabiliriz. Bebek, odayı önce gözleriyle keşfe derken annesine bağlı kalacaktır. Daha sonra annesinin verdiği güvenin tam olduğuna inanarak küçük gezintilere çıkmaya başlayacaktır. Bu gezintilerin çapı gitgide büyüyecektir. Bu şekilde bebek bilinmeyen ve tehlikeli bir dünyayı keşfedebilecektir. Annesi birdenbire ortadan kaybolursa dünyayı keşfetmekle daha fazla ilgilenmeyecek, kaygılanmaya başlayacak, yalnızca eski güvenliğini geri isteyecek ve hatta yeteneklerini yitirmeye başlayacaktır. Örneğin yürümeyi göze alamayacak, emeklemeyi sürdürecektir.
Freud'un izinden gidenleri, her şeyi (aşırı bir şekilde) patolo jik bakış açısıyla görmeye eğilimli oldukları ve insanın sağlıklı olanaklarını yeterince değerlendirmedikleri için eleştiriyorum.
Her şeyi kahverengi gözlükler ardından görüyorlar. Ancak geli şim okulu da her şeyi pembe gözlükler ardından görüyor. Patolojiye, zayıflığa, gelişimi başaramamaya gerekli önemi verme diği için de yetersiz kalıyor. Birincisi yalnızca günah ve kötülü ğe eğilen bir tanrı bilim görünümü çizerken diğeri bunların sözü nü bile etmiyor ve sonuçta ikisi de eşit derece yanlış ve gerçek ten uzak kalıyor.