İnsan anlatmak ister çünkü anlatamamak bütünüyle unutulmak demektir ("Bütünüyle unutulmaya kimsenin güclü yetmiyor... bütünüyle unutulmak gibi acıklı bir oyuna kimsenin yüreği dayanamıyor," der Turgut), çünkü anlatamayan insan dile getiremediği öfkesiyle baş başa kalır, çünkü anlatamamak "rüyada bağırmak isteyip de sesi çıkmayan insanın dehşetine düşürür insanı", çünkü anlatamamak yalnızlık demektir.
Anılar bitkilere benzer. Bazı bitkilerden hemen kurtulmak gerekir ki diğerleri boy atsın, gelişsin, çiçek açsın. Kaderlerine uygun olarak gelişip serpilen bu bitkilerin değişmek için bir bakıma kendi kendilerini unuttukları söylenebilir. Onlara hayat veren tohumlar ya da çeliklemeler ile sonunda oldukları şey arasında bir ilgi yok gibidir; çiçek, bu anlamda, tohumun unutulmasıdır
Djuna gerçek arzularının ne olduğuna henüz karar verememişti; insanları ne kadar yaklaştırmak istediğine de. Görünüşte onları çağırıyordu, ama fazla yaklaşmaları, onu ele geçirmeleri, ona hükmetmeleri ya da sahip olmaları konusundaki karmaşık duyguları, korkuları yüzünden, oldukça temkinli bir seslenişti bu: içindeki insanı, o yalın, sıcak canlıyı işgalden koruyacak biçimde, dikkatle. İnsanları çekecek, cazip bir sahne hazırlarken, bir yandan da her türlü işgale karşı gizli, sinsi bir duvar örmekteydi.
Ama bir şey keşfetti: Ağlarken aynaya bakarsa, gözyaşları kesiliveriyordu . O artık onun ağlayışı olmuyordu . Bir başkasının gözyaşlarıydı.
Bundan böyle bir güce sahipti: İster sevinç olsun isterse
hüzün, ne zaman bir duygu onu ele geçirse, Djuna onu bir
aynanın karşısına dikiyor, kendisinden ayırıyordu. Böylece,
kedere bile hükmetmenin bir yolu bulunduğunu anladı.