Bugün benim doğum günüm. Günün bazen rüzgarıyla insanın tenini acıtan , bazen de Güneşiyle okşayan tatlı sert bir havası vardı şehrimde. Belli ki ardından gelecek rahmet yağmurunun haberini veriyordu. Karanlıkla birlikte çöken bulutların tatlı tatlı bıraktığı yağmur damlaları insanın yüreğinde huzur şarkıları mırıldanıyordu. Sahi her bir yağmur damlasını bir Melek indiriyordu değil mi! İnsanı tefekküre iten her bir yaradılış mucizesi gibi yağmur ile birlikte Rabbim bana meleklerini dost olarak gönderiyordu tefekkür etmem için. Daha güzel ne hediye istenebilirdi ki. Sahi dünyada Rabbimizin rızası dışında başka amacımız olabilir miydi?
Ev, araba, para, makam, şöhret, eş, yazlık, kışlık...
Ya da istediklerimizi de Rabbimizin rızasını kazanmak için mi istemeliydik? Sahi hangisi amaç hangisi araçtı? Sanırım en büyük sorun amaç ile aracın yer değiştirmesiydi.
Dedim ya bugün benim doğum günüm. Bazen bir şarkı sözünde, bazen bir dostun gülüşünde, bazen bir âyet’in derinliğinde doğduğumu hatırlıyorum. Sanırım hatırladığım bedenimin değil ruhumun doğuşu oluyor. Zaten ruh doğduğunun farkında değilse beden başıboş bırakılmış virane ev gibi oluyor.Amaçsız, bakımsız, sahipsiz ve geleceği belirsiz..!
Evet bugün benim doğum günüm. Yağmur tüm bereketiyle üzerimize yağıyor. Kimisi için rahmet, kimisi için evinin akan çatısı demek. Hava bazen acıtıyor bazen okşuyor tenimizi. Bazen tüm kasvetiyle içimizi sıkıyor bazen tüm cilvesiyle çiçekler ve huzur açtırıyor. Bazen somurtkan ve sert bazen munis ve güleç. Fakat bir sonraki an ne olacağı belirsiz hem mutlu hem tedirgin eden bir havası var şehrimin. Tıpkı benim gibi. İçim bazen tenimi acıtan rüzgar gibi sert ve gaddar bazen açan güneş gibi ruhumu okşayan bir kararsızlık içerisinde. Duygularım birbirini kovalıyor. Bir yandan rahmet