İlber Ortaylı’nın Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabını okurken bende kalan duygu hayranlıktan çok saygının derinleşmesi oldu. Çünkü bu kitap Atatürk’ü, alıştığımız yüksek sesli övgülerden alıp sessiz ama sağlam bir zemine oturtuyor: tarihe, akla ve emeğe.
Bu kitapta Atatürk, ezberlenmiş cümlelerin ardında duran bir figür değil. Okuyan, sorgulayan, çağıyla kavga eden ama dünyayı da çok iyi tanıyan bir lider olarak çıkıyor karşımıza. İlber Ortaylı’nın dili bunu özellikle başarıyor; ne duyguyu istismar ediyor ne de Atatürk’ü ulaşılamaz bir yere koyuyor. Aksine, onu bilgiyle yükseltiyor. Bu da beni en çok etkileyen şey oldu.
Sayfalar ilerledikçe şunu hissediyorsun: Cumhuriyet bir tesadüf değil. Atatürk’ün eğitimden dile, hukuktan dış politikaya kadar attığı her adımın arkasında uzun bir okuma, gözlem ve tarih bilinci var. İlber Ortaylı’nın anlattığı Atatürk; yalnızca savaş kazanan bir asker değil, toplum inşa eden bir zihin.
Kitap boyunca Atatürk’ün yalnızlığı da seziliyor. Büyük kararların arkasındaki o sessiz yük, sorumluluk ve zaman zaman anlaşılmama hali… Bu yönüyle eser, Atatürk’ü idealize etmekten çok insanlaştırıyor. Ama bu insanlık, onu küçültmüyor; tam tersine büyütüyor.
Bu kitap bende şunu netleştirdi: Atatürk’ü sevmek sadece duygusal bir bağlılık değil, onu anlamaya çalışmakla mümkün. İlber Ortaylı’nın yaptığı tam olarak bu. Ve ben bu kitabı bitirdiğimde, Atatürk’e daha yüksek sesle değil, daha bilinçli bir sessizlikle saygı duydum.