Nietzsche'yi derinden etkileyen düşünürlerin başında gelen Arthur Schopenhauer karamsar bakış açısını, kendi ahlâk anlayışı ile harmanlayarak; hayat, ölüm, intihar, mutluluk gibi konular üzerinde düşüncelerini gayet radikal bir şekilde aktarmaktadır.
Ana rahmine düşmekle birlikte insanoğlunun bitmek bilmez bir ıstırap ve sefalete mahkûm olduğunu savunan Schopenhauer, mutlak bir mutluluğun imkansız olduğunu düşünür. Özellikle tek tanrılı dinlerin hayat tasvirini eleştirmektedir ve doğu felsefelerinin yaratılış ve ölüm üzerine olan yorumlarını daha makul bulduğunu her fırsatta örneklerle dile getirmektedir. Özellikle monoteist dinlerin ahlâk anlayışını samimi bulmaz ve insanlardaki acıma duygusunun her ulus, kültür ve toplumda pozitif sonuçlar getirdiğini ileri sürer.
İnsanoğlunun sürekli geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış olduğunu ve asıl gerçek olan şimdiki anın tatminsizlik yarattığını iddia eder. Bu yüzdendir ki mutluluk daima ya geçmişteki anılarda, ya da gelecek ile alakalı beklentilerde gizlidir. Ve ne yazık ki ne geçmiş geri döndürülebilir, ne de gelecek ile ilgili tasarılar hayata geçirilebilir. Maalesef insanın kaçınılmaz sonu hayal kırıklıklarıyla doludur.
Eser her ne kadar bir hayli Almanca, Latince, Yunanca alıntılar içeriyor olsa da gayet akışkan bir üslup ile ele alınmış. Dolayısıyla felsefi eserler ile çok haşır neşir olmayan okurlar bile bu denemeleri okumakta ve benimsemekte güçlük çekmeyecektir.