Gene de biliyor musunuz, bizim gibi yeraltı takımının dizginini sıkı tutmak gerektiği kanısındayım. Çünkü kırk yıl ses çıkarmadan yeraltında otururuz, ama bir fırsatını bulup yeryüzüne çıkarsak çenemizden kurtulamazsınız...
O sıralar beni üzen bir mesele daha vardı: Ne ben kimseye benziyordum ne de herhangi biri bana. "Tek başımayım, ama onlar hep birlik." diye düşünmekten kendimi alamıyordum
Mesela şöyle dediler:
"Artık kim bizim önümüzde durabilir ki? Bu kalabalığı kim durdurabilir ki? Bu kadar güçlü bir ordu, önüne çıkanı yerle bir eder! Bedir'de bir avuçtuk yine zafer elde etmiştik, şimdi burada kaç bin kişiyiz, neler yaparız neler!"
Cenab-ı Hak bu sözlerden hoşnut olmadı. Tevbe Sûresi'nde bu tablo anlatılırken denilir ki:
"Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn Savaşı'nda size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz." (Tevbe 9/25)
Görüldüğü üzere Rabbimiz, kullarının büyüklenmesinden, sayılarının çokluğuna güvenmesinden, zaferi ve başarıyı Allah'tan değil de başka şeylerden beklemesinden asla razı olmuyor.
Mən siyəri salih suruçdan oxumuşdum.Hər kəsdə elə onu tövsiyə edir.İstəsəniz ona da bir baxarsınız.Mən teldən oxumuşdum,2 cild imiş,heç xəbərim olmamışdı necə oxuyub bitirdim)))
Allah razı olsun. Qeyd etmişəm, inşallah ki o kitabı da alıb oxuyacam(pdf oxumağı sevmirəm). Zatən siyer olaraq sadəcə bu kitabla kifayətlənməyi düşünmürəm.