"İkinci Dünya Savaşı Avrupa devletlerinin zayıflayışına ve Amerikan nüfuzunun yayılışına şahit oldu. Batı dilleri yeni bir kelimeyle zenginleşti: Amerikalılaşma. 10 Artık Avrupa'nın Amerikalılaşmasından dem vuruluyordu. Ama dünyanın geri kalan bölgeleri söz konusu olunca kullanılan kelime Batılılaşma" idi. Ne var ki savaş sonrası yılları bu daha geniş tabirin de lüzumundan fazla dar olduğunu gösterdi. Topyekûn bir tabire ihtiyaç vardı, bu ihtiyacı karşılamak için modernleşme kelimesi uyduruldu.
Modernleşme gerek bütün modernleşmiş ülkelerin, ister Avrupa ve Kuzey Amerika gibi Batılı olsun ister Sovyetler Birliği ve Japonya gibi Doğulu, başarıdaki benzerliklerini; gerekse modernleşmekte olan toplumların, nerede olurlarsa olsunlar, nasıl bir gelenekleri bulunursa bulunsun, amaçlarındaki benzerliği tek kelimeyle belirtiyordu. Görülen benzerliğin esası iktisadi idi. Toplumlar iktisadi başarılarının bütünü göz önünde tutularak sınıflandırılıyor, karşılaştırılıyor ve değerlendiriliyordu, tek sağlam ölçü buydu.
Bu inkişafı inceleyen iktisatçılar başlıca konularının, W. Arthur Levis'in (1955) söyleyişiyle, nüfus başına düşen gelirin artışı olduğu kanaatine varınca, ileri doğru bir adım atmış oldular. Bu basit ve işlemsel tanım hem iktisadi gelişmenin özlenen sürekliliğini hem de süreklilik boyunca başarı seviyelerinin mukayeseli ölçüsünü belirtiyordu. Böylece iktisadi gelişmenin tahlilini belli bir mihraka bağlıyor ve modernleşmenin sosyal bir vetire olarak en anlaşılır tahlilini vurguluyordu.