Bizler inançsız yaşayamayan küçük şeytanlarız ve dünyamız da tarih öncesinden bugüne müşterisi hiç eksik olmayan bir inanç pazarı. Hal böyleyken, dört bir yandan ruhumuzu ve eylemlerimizi kuşatan bir imanın içine doğan biz aciz kullar, nasıl düşünebilirdik ilahsız bir kozmos’u. Payımıza düşen neydi? Ya komşuların mabuduna inanacaktık kati suretle ve bilemediğimiz bir cennetimiz olacaktı ya da üzerine düşünecektik sorgulanmaz kesinliklerin ve hakikati keşfetmek uğruna indirecektik putların zil çalan eteğini. Bu koşullar altında, kaçınılmaz olarak zatıma düşen Nietzsche’nin delisi olmaktı; pazar yerinin mahşerliğinde haykırarak koşmak: “Tanrı’yı arıyorum! Tanrı’yı arıyorum!” “Gökte ve yerde olan var mı hala?” Sonsuz bir hiçlikte mi yuvarlanıyorduk yoksa?
Hemen her çağda iktidarlar, sarhoşlarla gizli bir anlaşma yapmış gibidirler. Konuşun, edin; meyhanede kalsın. Birazını da eve saklayın isterseniz. Ama sokağa, alanlara, işyerine, hele fabrikalara aslaa!..
“- Güçlü olmayı neden bu kadar çok istiyorsun?
– Elbette herkes gibi, varlığımı sürdürebilmek için.
– Senin yaptığın bir tür tahnitçilik. Güç ancak ölüleri korur.” (Sayfa 151)
Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum. (s.11)
Annem hep insanın tam anlamıyla mutsuz olamayacağını söylerdi. Gökyüzü renklenip de yeni bir gün hücreme sızdığı zaman, ona hak veriyordum. (s. 102)
Ailemizin hikayesi bizim hikayemizdir. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, bu bizim içimizdedir, bize aittir.”
#alıntı
“Seninle Başlamadı” geleneksel psikoterapinin, ilaçların ve diğer müdahale yöntemlerinin uzun süredir çözemediği zorlukların ortadan kaldırılmasında dönüştürücü bir yaklaşım sunan bir kitap. Yıllarca süren konuşma terapileri veya ilaç tedavileri sonunda yine de çözüme kavuşturulamamış, nedeni belirlenememiş psikolojik sıkıntıların çözümüne bir alternatif sunuyor. Çözümün aslında sadece kendi hikayemizde değil ebeveynlerimizin hikayelerinde ya da belki de onlardan da önceki nesillere ait olabileceği üzerinde duruyor. Son yapılan araştırmalar da travmaların etkilerinin bir nesilden diğerine geçebileceğini aktarmaya başlamış.
Asıl travmayı yaşayan kişi ölmüş, hikayesinin üstü örtülmüş ve biz o kişiyi hiç tanımamış olsak bile onun travmasının etkilerini biz yaşıyor olabilir, bizim bedenimizde çözüm bulmaya çalışıyor olabilirmiş.
Kitapla ilgili en çok hoşuma giden şey arkadaşlarımla okuyup yorumlamak, sohbet etmek oldu. Zaten onlarla birlikte okumasaydık ben bu kitabı ne zaman alıp okurdum ya da okur muydum bilmiyorum. Konuya ilgi duyanlara tavsiye edebilirim ama benim gibi bu tarz kitap okumayı sevmeyenler için ilgi çekici olmayabilir.
Sevgi ile…