Kapağındaki sevimli kirpi, neon bir yeşil ile 2 yıldır kitaplığımda duruyordu. Bambaşka bir şey beklerken, kitabın içinde çok daha sert ve sarsıcı bir dünya buldum. İlk başta hafif bir bilimkurgu diye düşünerek aldığım kitap, aslında travmalar, yabancılaşma ve toplumun görünmeyen baskıları üzerine oldukça rahatsız edici ama düşündürücü bir yolculuğa dönüştü.
Sayaka Murata, “normal” kabul edilen hayatın perde arkasında neler saklı olduğunu, insanı hem şaşırtan hem de sorgulamaya iten bir üslupla anlatıyor. Zaman zaman gerçeklikten kopup başka bir gezegenin parçasıymış hissi verse de, aslında tam tersine hayatın en karanlık ve en bastırılan taraflarını yüzümüze çarpıyor.
Kısacası, beklentilerimi tamamen tersyüz eden, kolayca sindirilemeyecek ama uzun süre zihnimde yer edecek bir okuma deneyimi oldu.
Bazı kitaplar sadece okunmaz, yaşanır. Karıncaların Günbatımı benim için tam olarak öyleydi. Baş karakterin içsel karmaşasında zaman zaman kendimi buldum. Ne hissettiğini net olarak söylemediği anlarda bile, o duyguların altını hissedebiliyorsunuz. Bu da yazarın dilindeki gücü ve karakter kurmadaki başarısını gösteriyor bence.
Kitap boyunca birçok şey açıkça söylenmiyor; olaylar, geçmiş ve karakterler hep bir sisin içinde yürür gibi. Ama bu flu anlatım rahatsız edici değil, aksine anlatının ruhuna çok yakışıyor. Her şeyin açık seçik verildiği metinlerin aksine, burada boşluklar okura alan açıyor ve ben bu hissi çok sevdim.
Yavaş akan, ama bir o kadar yoğun bir metin. Her cümlesi üzerine düşünülmüş gibi, bazen durup sadece bir satırın içinde kaybolmak istiyorsunuz. Duygusal olarak biraz yorucu ama bir o kadar da besleyici bir okuma deneyimi sunuyor.
Geçmişten gelen ve aslında bir başka bakış açısıyla bakarsak bize miras bırakılan travmalarımızın, yıllar sonra ilişkilerimizi nasıl etkilediğini maddi mirası da kullanarak çok güzel işlemiş yazarımız. Yer yer hem aileye hem de anlatıcıya sinirlendiğimiz akıcı bir roman.
Otobiyografi olduğu düşünülen şizofren bir genç kadının yaşadıklarını anlatan oldukça etkileyi bir kitap. Negatif yöndeki bir eleştiri olarak, sahneler arasındaki ani geçişler takip ederken beni yordu.
İlk kısımda geçen Nazi kampındaki tecrübelerini anlatması beni çok etkiledi, ancak 2. Kısımda didaktik tavır ve logoterapi alanını bastırarak anlatması biraz ilgimi kaybetmeme sebep oldu.