Genel manada Süleyman Askerî ve Teşkilat-ı Mahsusa hakkında güzel bir çalışma olmasına rağmen, artık köy kahvelerinde bile dile getirilmeyen; "Sarıkamış'ta 90 bin asker donarak öldü." yalanına bu kitabın 145. sayfasında rastlayınca, kitabın gözümdeki değeri bir anda yerle bir oldu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gaspıralı 1914 yılında son defa geldiği İstanbul'da gördüklerini anlattığı bir yazıda, Türk isimli bakkal, terzi, kitapçı, aşhane vb. yerlerden sitayişle bahseder ve Türk Ocağı'nı şöyle ifade eder:
"Türk ocağı namıyla malum cemiyet az vakitte büyük muvaffakiyete nail olmuş bulunuyor. Lisana, edebiyata, maarife ve Türklerin her cihetten terakki ve tealisine hizmet etmek üzere tesis edilmiş 'ocak' her sınıf ahaliden 2000 miktarı azaya sahiptir. Bunlar arasında ziyalılar, ulema, tüccar ve talebe bulunuyor. Ocak sayesinde fesliler, sarıklılar, kalpaklılar, yaşlar ve kartlar birleşmiş bulunuyorlar. Türk Ocağı'nın şubeleri Bursa'da ta Erzurum'a kadar büyükçe şehirlerde de tesis edilmiştir. Ocağın asıl matlabı olan 'ölmek-dirilmek' fikri ve niyeti, her türlü insanları ocakbaşında birleştirmiş bulunuyor."
"Milletin ne fikirde olduğu ve olacağı ileride görülür. Bana gelince nazar ve itikad-ı siyasiyemin negizi, temeli 'Türk oğlu Türk' olduğumdur. İptida Türk olmadıkça ne aristokrat olurum ne demokrat. Ne avamiyyundan [halkçılardan] olurum ne iştirakiyyundan [sosyalistlerden]. Eğer bana 'halin bedbahttır, Türklük yani kavmiyet, illiyet fikrini bırak da saadete nail ol' deseler, bu yüzden gelecek saadete bedbahtlığı tercih ederim. Ben, ben olmamak ne aklıma uyar, ne vicdanıma yatar."
İsmail Gaspıralı
Ahmed Ağaoğlu ise Türk-Fars ilişkilerini şu şekilde değerlendirmiş;
"İran'ı bin seneden beri idare eden, ona bazen cihanşümul bir kıymet verdiren Türklerdir...İran'ın son bin senelik tarihi hakikatte ve doğrudan doğruya Türk tarihinin bir şubesidir..."
"Türkler başka yerlerde gösterdikleri zaafı burada dahi göstermişler. Fiilen ve maddeten hâkim oldukları hâlde manevî hakimiyetlerini kurmakta kusur göstermişlerdir. Hükûmet, ordu, ticaret, ziraat ve hatta edebiyat ellerinde iken şahsiyetlerinin en canlı ve en devamlı amili olan dillerini genelleştirememişlerdir. Tersine olarak başkalarının dillerini devlet dili olarak kabul etmişlerdir ve sahibi oldukları devlete Türk dedirtmeği ihmâl eylemişlerdir. Bu suretle devlet millîleşmek kabiliyetini kaybetmiştir."
Ahmed Ağaoğlu'nun "İran ve İnkılâbı" eserinden Prof.Dr. Nesib NESİBLİ alıntılamış.
Türk Yurdu Dergisi, Mayıs 2021