Birinci Dünya Savaşında İngiliz askerlerine Alman askerleri öldürmeleri emredilmişti. Ve Alman askerlerine de düşmanlarını öldürmeleri için aynı emir verilmişti. Her iki taraf da Tanrının onlara yardımcı olduğunu düşünüyordu ve bu da şair J. C. Squire'e şöyle yazma ilhamı vermişti:
Tanrı savaşan ulusların "Tanrı İngiltere'yi yık" ve "Tanrı Kralı koru" diye şarkılar söylediklerini ve bağırdıklarını duydu.
Tanrı şunu yap, Tanrı bunu yap ve Tanrı diğer şeyler... "Aman Tanrım!" dedi Tanrı, "İşim zor".
Kimyacılar, genç dünyanın kimyasal koşullarını taklit etmeye çalışmıştı. Bu basit maddeleri bir imbiğe koydular ve imbiğe morötesi ışık veya elektrik kıvılcımı gibi başlangıçta var olan şimşeği taklit eden bir enerji kaynağı uyguladılar. Bunları birkaç hafta devam ettirdikten sonra, imbiklerin içinde genellikle ilginç bir şeyler keşfediliyordu: başlangıçta konulanlardan daha karmaşık yeni moleküllerden çok sayıda içeren, sulu kahverengi bir çorbaydı bu. Bu yeni büyük moleküller arasında özellikle de amino asitler (yani biyolojik moleküllerin iki büyük sınıfından biri olan proteinlerin yapı taşları) bulunuyordu. Bu deneyler yapılmadan önce, kendiliğinden oluşmuş olan amino asitler bir yerde keşfedilecek olsaydı, orada yaşamın var olduğu düşünülecekti.
Darwinci teorinin modern şeklinin şaşırtıcı sonuçlarından birisi de, hayatta kalma olasılığı üzerindeki görünüşte önemsiz derecede küçük etkilerin evrimde şiddetli bir etkiye sahip olabileceğidir. Bunun sebebi, böylesi küçük etkilerin hissedilmelerini sağlayacak muazzam miktarda zamana sahip olmalarıdır.
Eğer uzaydan gelen üstün yaratıklar bir gün dünyayı ziyaret ederlerse, uygarlığımızın seviyesini değerlendirmek için soracakları ilk soru "Evrimi şimdiye kadar keşfedebilmişler mi?" olacaktır. Üç milyar yıldan daha uzun bir süre boyunca canlı organizmalar, niye olduğunu hiç bilmeden dünyada var oldular ve sonunda gerçek içlerinden birine doğdu. Bu birinin ismi Charles Darwin'di. Adil olmak gerekirse, diğerlerinin de gerçeğe dair sezileri vardı ama neden var olduğumuzun açıklamasını mantıklı ve tutarlı bir şekilde ilk olarak bir araya toparlayan Darwin'di.
Bizler hayatta kalma makineleriyiz, gen olarak bilinen bencil molekülleri körü körüne korumak üzere programlanmış robot taşıyıcılarız. Bu beni hala hayretler içinde bırakan bir gerçek.