Köyde çocuk bakımı bilgisi hemen hemen yok gibidir.Zaten olsa bile yaşam koşulları,geçim zorluğu, bu bilgiyi uygulama olanağından köylüyü yoksun kılıyor.Doğumun daha ilk günlerinde çocuk, mikrop alıp ölmemişse, besinsizlikten zayıf düşüyor.Kışın soğukta iyi ısıtılmadığından ya da duman ve havasızlıktan ölüyor.
Çocuklar ders aralarında tutturuyorlar bir şarkı,”Çiğdem der ki ben âlâyım…”Unutuyor insan kışı, yorgunluğu, yoksunluğu…Güneş, nimetlerin en büyüğü şüphesiz.Bizde ıstrati gibi, “Sırtımız ısınsın da tek açlığa katlanırız” diyoruz.
Yakup Kadri’nin, “Yazıklar olsun seni sevmesini bilmeyenlere ey gamlı ülke” diye haykıran sesi çınlıyor kulaklarımda.
Oturulur bir ev,soğuktan korur bir giyecek , karın doyurur yiyecek, az buçuk yakacak olmayınca, nasıl karşı konulur kışa?
Bizde, bu sayılanların hiçbirisinden eser yok.
Uzaklarda yaralı bir geminin arada bir inlediğini duysam, gözlerime gece vakitlerinin, rüzgârlı sessiz sokakların, ıslak liman taşlarının yaralı hüznü düşüyor. Sepetler sarkıyor bazen sıcak yaz pencerelerinden, gülüyorum.