Duygular...
Osmanlı'da Pençenin arasındaki iki göze sayfalarca şiirler yazan Miran Paşadan, çölleri aşıp dağları delenlere, Züleyha gibi Yusuf'unu arzulayip kötüye basvuranlardan, Enver Paşa gibi Pamir dağlarında yokluktan kömür ile yazılmış kitaplara sığmayan yoğun bir duygu selinden, Mono Roza şiirinin muhatabının karşılıklı duygu kaosundan, Esmeralda'nın yaşam boyu dramına ve hatta 8. Yayın evinde ilk parasını kazanan Balzac'in ticari başarısızlıktan dolayı hissettiklerine tarih boyu insanoğlu pek çok duygusunu fanatikce hunharca yıprata yıprata kullandı. Kimi kırdı, kimi kırıldı, insan bir şey hissetti iftira attı, ansızın kendini açıklamak zorunda bırakıldı ve kiminin hevesi kursağında kaldı...
Dünyaya geldiğimiz günden itibaren bir duygu sürgüsüne giriyoruz...
Duygularımızı hissettiklerimizi aktarmak istiyor konuşuyoruz. Çokça şairine kelimeler kullaniyoruz. Kelimeleri ağırlaştırıp servis ediyoruz, ağdalı bir dil ile konuşuyor anlaşılmak istiyor ama anlaşılırsak büyüsü bozulur diye anlaşılmamaya çalışıyoruz...
Kimi zaman susuyoruz gırtlak dolusu susuyor, içimize atıyoruz... Kendi düşüncelerimiz ile geçen zaman bulunduğumuz yaşamın çokça fazlası onu farketmeden bir fiil düşünüyoruz...
Bazılarımız yazıyor sayfalar bu yükü kaldırır zannediyor. İçini açıyor sayfalara sayfalarda bitmek istiyor. Hatta imzalarla dolup karalama ile çöp olarak son bulmak istiyor...
Biz insanlar hiç önemsemeyiz karşı tarafı zaten...
MÇK