Üstad tıpkı ilk eserlerindeki gibi yalın bir korku ve gerilim sunmuş. Holly’nin iç dünyasına girerken beraberinde gelen cinayetler akıcı olduğu kadar heyecan verici.
Çevirisi biraz zayıf, cümleler düşük olmuş. Ama bir dönemi başarıyla anlatıyor. Başlık da yanıltıcı. Bir günlük kitabı değil. Günlüğü araştırma sürecinde Rosenburg’un ve Kemper’in hayatı anlatılıyor.
Üstad’ın köşe yazılarından derlenmiş, kadın-erkek ilişkilerini mizahi bir dille ele alan kitap. Yüzde hafif bir gülümsemeyle, bazen de kahkahalar atarak, “hakikaten de öyle, doğru yazmış” denerek okunan bir eser. Allah rahmet eylesin…
Yüzyıl öncesinden
İstanbul’u ve İstanbul yaşantısını tanımak için güzel bir eser. Yazarın hem bu topraklardan biri olması ama hem de bu topraklardan ayrıldıktan sonra gözlemlerini geçmişle karşılaştırabilmesi ayrı bir değer katıyor. Dönemin güncel olaylarının yansımalarını görmek için de başarılı bir yapıt.
Stephen King’den kendi tarzının klasik unsurlarını barındıran dört muhteşem hikaye. Enstitü romanındaki klişe temadan sonra bu hikayelerle karşılaşmak sevindirici oldu. Gerçek King severlerin özellikle Chuck’ın Hayatı ve Bay Harrigan’ın Telefonu hikayelerinde o eski tadı bulacakları aşikar. Ama daha basit ve hayal gücünün ancak sığ kısımlarındaki kurguyu bekleyen okurlar bu hikayeleri elbette sevmeyecekler ve hayal kırıklığına uğrayacaklardır.
Nihayetinde bir Hayvan Mezarlığı, bir Göz tadında olan bu hikayeler için üstada bir kez daha teşekkürler.