Sevginin her türlü önyargı ve karanlığı fethedecek gücü var ise şayet, bu kitap en yobazın bile kalbinde mum yakacak kıvılcımı çakabilir. Akhilleus ve Patroklos'un çocukluktan başlayan arkadaşlık, hayranlık ve aşklarını anlatan inanılmaz güzel bir kitap. Aşkları o kadar saf ve güzel betimlenmiş ki okurken kaderlerinde birlikte olmak yazılmış diye düşünüyorsunuz. Aşk, sınır, beden veya cinsiyet tanımayıp iki ruhu birbirine bağladığında üç bin yıl önceki tanrıların bile buna karşı gelemediğini görmek bir kez daha bu garip duygunun gücünü hatırlattı bana.
Aslında kitaptaki olaylar gerçek olaylar. Çoğu İlyada destanından alınan hadiseler ve karakterler. Yazar sadece aralarını edebi bir yolla bağlayarak modern dünyanın sahnesine yeniden sokuyor. Bence gayet de başarılı bir yolla ulaşmış buna. Ayrıca kitapta baş karakter olarak ünlü bir ismi kullanmak yerine, örneğin Akhilleus (Aşil), Hektor veya Paris, Patroklos gibi sıradan, hepimize benzeyen bir karakteri seçmesi gerçekten bizi kitaba yakınlaştıran bir özellikti. Eğer bu bahsettiğim yarı tanrı nitelikli karakterleri seçseydi belki de bu kadar anlayamazdık kafalarından geçenleri. Kitap o çok bilinen Truva savaşına doğru bizi hazırlamasına rağmen bu savaş tam 10 yıl süren bir savaş olduğu için muharebe kitabı okuyormuş hissini çok hissetmiyorsunuz. Çünkü bu kadar uzun bir sürece yayılmış bir savaşta insanlar devamlı savaşmıyorlar bile. Çoğunlukla küçük çaplı çarpışmalar oluyor. En büyük olaylar savaşın son yılına doğru meydana geliyor.
Mitolojiyi de çok sevdiğim için benim oldukça hoşuma giden bir kitap oldu. Herkese de açık yüreklilikle öneririm.