“…Bütün gün onları izledim, onlar da bizim gibi adamlar. Hızara kadar çıkabilip kapıya varsam hoş karşılanacağıma inanıyorum, yalnız bütün yabancıları durdurup kağıtlarını sorma emri almamışlarsa. Aramıza giren yalnızca emirlerdir. Bu adamlar faşist değiller. Ben onlara öyle diyorum ama değiller. Onlar da bizim gibi yoksul adamlar. Hiçbir zaman bize karşı savaşmamaları gerekir ve öldürmeyi düşünmekten hoşlanmıyorum…”
“…Keşke gene kendi evimde olsaydım ve savaş da bitmiş olsaydı. Ama şimdi evin yok diye düşündü. Senin kendi evine dönebilmen için bile bu savaşı kazanmalıyız…”
“…Şimdi ona sahipsin ve senin buyun hayatındır bu, şimdi. Şimdiden başka hiçbir şey yoktur. Ne dün vardır kesinlikle, ne de bir yarın vardır. Bunu bilinceye kadar kaç yaşına varman gerekiyor? Yalnızca şimdi vardır ve şimdi yalnızca iki günse o zaman iki gündür senin hayatın ve bunun içindeki her şey oranlı olacaktır. İki günde bir hayatı böyle yaşayacaksın işte. Ve eğer yakınmayı, hiçbir zaman sahip olamayacağını istemeyi bırakırsan iyi bir hayatın olacak. İyi bir hayat herhangi bir kutsal kitap ölçüsüyle ölçülmez.
O zaman şimdi endişelenme, neyin varsa onu sahiplen, işini yap, uzun ve çok şen bir hayatın olacak… ne öğrendiğin tanıştığın insanlar kadar önemli değildir….”
“…Bu kadın senden fersah fersah uygar ve zamanın ne olduğunu tümüyle biliyor…Bütün o çırpınmalarının nedeni şuydu, çünkü kendi yitirdiğini başkalarının da yitirmesini istemiyordu ve sonra o zamanın yitik olduğunu kabul etme düşüncesi doğrusu yutulacak lokma değildi…”