"Geri dönmek başarısızlığın altına imza atmak anlamına gelse bile mi?" Sanırım asıl çekindiği buydu, insanların çoğu başarısız olmaktan korktuğu için atamadıkları adımların pişmanlığıyla ölürdü.
"Hayır, hayır..." Başımı iki yana salladım. "Başarısızlıkta tıpkı başarılar gibi bize ait ve başarı kadar normal bir ihtimal. Kendini buna şartlandırma. Her şeyde başarılı olsaydık zaten başarılı olmanın bir anlamı olmazdı."
Ona baktım. Yağmur, çamur, arabalar ya da geçmişin hayaletleri bana hiçbir şey yapamazdı ama o serinkanlı siyah gözler yapabilirdi. Gözleri yıllar önce okunmuş bir kitabı açıp altı çizili cümleyi ve o cümlenin acısını tekrar hatırlatır gibiydi. Kötü hatıralar anıtına benziyorlardı. Belki de bilincim onu taşıyamıyordu.
"Yüzüne katlanamıyorum," dedi nihai sessizliği bozduğunda. "O kadar katlanamıyorum ki kendimle nasıl bir savaş verdiğimi tahmin edemezsin. Sonra sana bakıyorum, arada uçurumlar var ama o uçurumları birbirine bağlayan köprüler de var. Değişkenler var. Değişmeyen tek şey, Luxuria ol ya da olma, ona benze veya benzeme; tüm kasabayı öldürür ve gözümü kırpmam. Ama kim olursan ol, bin tane yaşam olsa bininde de sana kıyamam."
Eski anılar bizi bir balonun içine alırken o zaman felaket gibi görünen anların aslında mutlu hatıralar olduğunu ve zamanında kıymetini bilmediğimizi düşünüyordum.