İyiyi ve güzeli takdir edebilmek sağlam bir karakterin göstergesi. Kendine güveni olan kişi, dışarıdaki güzellikleri görmekten mutlu oluyor. Zayif karakterler ise güzelliklerle yarışa girmeyi tercih ediyorlar. Halbuki hayatta tek bir güzel, tek bir iyi yok. Neden olduğunu tam olarak bilemiyorum fakat Türkiye'de takdir edilenin şımaracağına dair bir inanış da mevcut. Aslında hayatta çok basit bir denge var. Başarısızlıklar karşısında üzülmeyi biliyorsak, başarılar karşısında da önümüzü iliklemeyi bilmemiz gerekir.
Alçakgönüllü olmaktan vazgeçmemeyi çok önemsiyorum. "Ben bunu yapıyorum" demeyeceksin fakat yaptığın işi öyle iyi
ve ışıltılı yapacaksın ki kimse görmezden gelemeyecek. İnsanlar kendilerini senden bahsetmek zorunda hissedecekler.
Kendinden çok bahsedenden uzak dur! Kendini anlatmayacaksın bırakacaksın Insanlar seni tanısınlar. İnsan,
kendisine saygı göstermesi için karşısındaki kişiye bir fırsat tanımalı. Bırak, O karar versin. Eğer sen başarılı ve saygıdeğer birisiysen er ya da geç hak ettiğin saygıyı görürsün. Kendi itibarın ve
başarı üzerine çok fazla konuşursan insanların sana duydukları saygıyı da yitirirsin.
Yetenek tek başına yetmez, yetenekli olduğumuz alanı gelistirmek asıl mecburiyetimiz. Orada da sahaya çıkacak, bilenlerin peșine takılacağız.
Okuyacağız, öğreneceğiz, sadece bu kâfi değil, bir zaman sonra aynı zamanda okuduğumuzu bildiğimizi ögretme yoluna gideceğiz. Öğrendiğin sana kalmayacak, seninle gitmeyecek. Böylelikle de bayrağı devredeceğiz. Tabii hepsinin bir dönemi, bir zaman var. Bir de hayatın güzelliklerini görmeve çalsmak gerek. Yoksa insan bașina gelen her olayı felaket olarak görüyor. Peki ya felaket zannettiğimiz, bizim için aynı zamanda öğretici bir
dersse? Biz gecmiste böyle gördük, böyle yaşadık. Kurtuluş mücadelesi yılları, yaşandığı zaman bir felaketken bugün
tarihsel onurumuza dönüştü.