Bak nasıl da amansız yarınlar gelip geçiyor. İşte tüm bunlara feryat ediyorum. Çırpındıkça çırpınıyorum. Ama bu feryatlarımı duyan, çırpınışlarımı gören, yüreğimde harlanan kor olmuş ateşi söndüren ve yalnızlığıma ortak olan yok, yok işte, yok! Bunları görüp yaralarımı saran, derman olan yok. Yok. Yok mudur Allah-peygamber aşkına, İsa-Musa adına bu acıları, bu gözyaşları, bu feryat ve figanları duyan, hisseden? Söyleyin bana, Kalê Zerdeşt ve Mani'nin ışıklı bahçesi aşkına bu dünyada bunca acıyı, zulmü, baskıyı, sömürüyü ve ayrılık özlemini yaşamak, hissetmek hep bize mi reva görülmüş? Yoksa dünyaya gelmekle bunların tümünü yaşamak ve hissetmek için mi var edildik? Biri çıkıp da bunun cevabını versin lütfen! Yok mudur bizim de yaşamaya, sevmeye, sevilmeye, gezmeye, mutlu olmaya, âşık olmaya hakkımız? Eğer insanın en kutsal hakkı yaşama hakkı ise neden özgürce bir yaşam bize çok görülüyor, neden?