Hiç kimse hiçbir şey söylemediği halde, herkesin her şeyi duyduğu; yorgun ve yorgun olduğu her halinden belli, isteksiz, sessiz, çıt çıkarmadan bir vedaydı bu.
Bulanık zihinlere mahsus, dalgın bir yorgunluk.
Dökülen takvim yaprağı sanki: Silinen suretler.
Şen yüzlere inen, akşamsefası, tevil durgunluk,
Her yanda pür neşe, ölümü bekliyor cesetler.
…
Karanlığın içinde kaybolan birer gölge gibi,
Derin bir sessizlik; dilde sükût, ruhta yangın.
İki yanından iki nehir akan, çölde gibi,
Bahtsız, yılgın ve serabına bile dargın.
…
Birbirini nakzeden sesler dolanırken boşlukta,
Her biri kendi izinde, kendi hükmüne mahpus.
Kırık bir ayna gibi çoğalırken manâ yoklukta,
Her parçası bütüne küskün, bütünden me'yus.
…
Pas tutmuş aynalarda yükselirken akisler,
Bir yüz arar kendini, bin parçaya bölünmüş.
Uzak menziller gibi suskunlaşmış bahisler,
Her sual, kendi inkârında çoktan çözülmüş.