Sonraki yıllar çok zordu. Bir aile olarak yaşdığımız , sepetteki erikler gibi dip dibe duran o günleri düşündüm. O günleri alıp sonsuzluğa yayabilmeyi diledim. Onlarla birlikte geçen tek bir öğleden sonra bir ay sürebilseydi keşke. Yılda bir gün bile olsa, ileride Rose ve Marion'la birlikte biraz zaman geçirebileceğimi bilsem hayatla başa çıkabilirdim. Ama hayat geldigi gibi yaşanması gereken bir şeydi.
Onları korumaya çalıştığım tehlike bendim.
Bir şey demedim. Ne diyebilirdim ki? Rose'un bensiz de yaşayabileceğini biliyordum. Ben yokken yaşamasının daha mümkün olduğunu.
Sonunda yüzüme bakabildi. "Bunu kendim içn istemiyorum. Kendim için korkmuyorum. Sen gidince canımdan can gidecek. Nefes alan bir hayalete döneceğim."
Söylenmişti işte. Bütün umutların yol olduğu an buydu.
Gideceğimi Marion da biliyordu.