Bir kervanın ıssız bir sahradan geçtiği bir sırada, kervandakiler toz toprak içindeki Mecnun’u elindeki kalburla çölün kumunu elekten geçirir halde bulurlar. Merak edip bu ıssız çölde, toz toprak içinde ne aradığını sorarlar. Bir an için bile işine ara vermeyen Mecnun, göz ucuyla dahi kendilerine bakmadan, “Kuşkusuz Leyla’yı arıyorum.” cevabını verir. Şaşkınlık ve hayrete düşmüş kervancılar, “Leyla gibi bir cevher hiç bu tozun toprağın içinde bulunur mu? Sen onu yanlış yerde arıyorsun” diye çıkışırlar. Bunun üzerine Mecnun, “Leyla’nın nadide bir cevher olduğunu ve burada bulunamayacağını ben de biliyorum. Ama benim işim onu aramaktır. Canım ve gönlüm onu aramaktan bir nefes olsa dahi geri duramıyor. Bugün elime bu kalbur geçti ve Leyla’yı araştıracağım bu çöl ise önümde uzanıyor. Leyla’yı bulamayacağım bahanesi beni kendi işimden geri çeviremez. Ben Leyla’nın Mecnun’uyum, bahanenin değil” karşılığını verir.