Nathaniel'ın ılık nefesi sanki elleriyle beni okşarmış gibi kulağımı gıdıkladı. Yumuşak ve nazik başlayan dokunuşu nefes alışlarımız hızlandıkca sertleşti.
O azmıştı ve ben de ihtiyacı olan şeydim.
O açtı ve ben de yiyebileceği tek şeydim.
Acı çektirici bir yavaşlıkla, önce birini sonra diğer göğüs ucunu parmaklarının arasında sıktı. Yarattığı hisle yanak içlerimi ısırdım. Sertçe çimdikledi ve ben inledikçe daha da sertleşti.
Bu sefer çaresizce isteyen bendim. Ona ihtiyacım vardı. Onu istiyordum. Bir elimi kasıklarımın aşağılarına doğru götürdüm- içimin doldurulmasını ümitsizce istiyordum. Onun benim içimi dondurmasına ihtiyacım vardı.
Bacaklarımı ayırdı. İşte tam önünde sere serpe yatıyordum. Nihayet bana sahip olacaktı. Bana sahip olup beni rahatlatacaktı. İçime daha önce kimsenin girmediği gibi girecekti.
"Gözlerini kapat."
İrkildim. Odaya girdiğini bile duymamıştım.
"Böyle sere serpe yatışını sevdim," dedi. "Ellerini sanki benim ellerimmiş gibi kullanarak kendine dokun."
Beni delirtiyordu. Hafta sonunun nasıl devam edeceğini hayal etmeye çalışıyordum ve şimdiye kadar olanlar hiç de düşündüğüm gibi değildi. Henüz bana bir kez bile dokunmamıştı. Bu hiç adil değildi.
Nathaniel'ın soğuk üslubunu, emir verirken takındığı o soğukkanlı tavrını ve mutlak hakimiyetini düşündüm. Bu buluşma, benim beklentilerimin çok ötesine geçmişti. Hafta sonunun geri kalanı için sabırsızlanıyordum.