Coşkun Canoğlu profil resmi
Coşkun Canoğlu kapak resmi
Kendimi anlatacak kadar narsist, hümanist olacak kadar da anarşist değilim. Ben de herkes gibi b*ktan biriyim.
Çizerimsi
University of Galactic, Power Management
Kepler-10c
Betelgeuse in the constellation Orion
Erkek
31 okur puanı
19 Eki 2020 tarihinde katıldı.
Kendimi anlatacak kadar narsist, hümanist olacak kadar da anarşist değilim. Ben de herkes gibi b*ktan biriyim.
Çizerimsi
University of Galactic, Power Management
Kepler-10c
Betelgeuse in the constellation Orion
Erkek
31 okur puanı
19 Eki 2020 tarihinde katıldı.
  • 432 syf.
    ·9/10 puan
    “Hikaye ve öykü” denilince aklınıza çocuklar için yazılan; eğitici ve eğlenceli içerikler mi geliyor? Neil Gaiman kafanızdaki bu tanımı kırmaya, yıkmaya ve yetişkinler için tekrar inşa etmeye geldi! Her biri birbirinden farklı onlarca hikayeden oluşan ‘Kırılgan Şeyler’ günün birinde kurgu oluşturmak isteyenler için ilham kaynağı, kılavuz niteliğinde.

    İçerisinde 30 tane hikaye bulunduruyor kitap. Bunlardan birkaçı “uçuk kaçık” çok eğlenceli şiirler. Yine de değinmeden edemeyeceğim hikayeler mevcut. Bunlardan ilki; belki dizisinden belki kitabından bildiğiniz Amerikan Tanrıları adına yazılmış iki hikaye. İlk hikaye Amerikan Tanrılarını yazarın kafasında şekillendirmesine neden olan bir hikayeyken diğeri Amerikan Tanrıları kitabının sonrasını anlatıyor nitelikte. Sadece bir sezonunu izlediğim dizinin ilk fırsatta kitabını alıp okumaya karar verdim. Etkili hikayelerden bir diğeri ise Matrix’in internet sitesi için sipariş üzerine yazılan 14-15 sayfalık bir öykü. 1999’da, İlk film yayınlanmadan önce Gaiman’a Matrix’in internet sitesinde yayınlamak üzere bir öykü sipariş ediliyor. Gaiman senaryoyu okuyup, analiz edip, yeni bir hikaye oluşturuyor. Hikayenin sonu güzel bağlanmış olmakla beraber, böylesine kült bir filmi daha yayınlanmadan okuyup iyi anladığını gösteriyor okuyucuya. Gaiman’ın gördüğü bir rüya üzerine kaleme aldığı Besleyenler ve Yiyenler adındaki hikaye okurken “Aaa demek yiyiyormuş” diye sesli tepki vermeme denen oldu. Kendisinin de anlattığı gibi cinsel içerikli korku filmi olurmuş diyorsunuz, hikayeden. Tabii Gaiman’ın böyle bir film çekme gibi bir niyeti olmadığından bize kitapta hikaye olarak okumak kaldı. Gaiman’ın kızına 18. yaş günü için yazmış olduğu Güneş Kuşu adında bir hikaye var ki bir çocuğun alabileceği, bir babanın ise verebileceği en güzel hediyelerden biri. Hikaye, soylarını tüketmek pahasına olsa da dünyadaki canlıların tadına bakmak isteyen beş kişiden oluşmuş Epikür Kulübü üyelerinin Mısır’a, Güneş Kuşunu yemeye gitmelerini konu alıyor. Küllerinde doğan güneş kuşu! Alaadin’i İcat Etmek adını verdiği bir şiirle Gaiman, 1001 gece masallarına olan merakımı eşelemiş yine alınacak kitaplar arasına 1001 gece masallarını da eklememi sağlamıştır. Bunlar bahsetmeden edemeyeceğim hikayelerden bazılarıydı, bahsetmeye değer olan onlarca hikaye olduğu gibi. Hikayelerinden bazıları ödüllü ve bu ödülleri almasının bir tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Her bir hikayede bambaşka bir dünya ve kurgu…

    Yazmış, anlatmış olduğu hiçbir hikayeden sıkılmamış olmamla beraber; onlarca hikayenin arasından tam olarak anlamadığım bir bilemedin iki hikaye oldu. Bunun sebebi çeviriden ziyade Gaiman’ın bazı şeyleri üstü kapalı anlatmayı sevdiğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu hikayeleri işaretledim ki geriye dönüp tekrardan okuyacağım. Kitabı hiç öykü veya hikaye okumamış, fantastik edebiyattan haz etmeyen, Gaiman’ı hiç tanımayan birine tavsiye etmiyor, daha iyi kitapları olduğunu düşünüyorum. Tanıyanların ise keyif alarak okuyacakları bir kitap.
  • Her gün yeni bir başlangıçtır.
    Neil Gaiman
    Sayfa 131 - İthaki
  • 488 syf.
    ·10/10 puan
    Hayallerden acı gerçeklere, düşlerden çaresizliğe; Mai ve Siyah. En umutsuzluğa kapıldığın anda bile birinin “Cemil, niçin karanlıkta oturuyorsun?” demesi kadar yakındır yaşamak.

    Ahmet Cemil, edebiyat ve şiire olan tutkusu okul sıralarında başlamış; arkadaşı Hüseyin Nazmi ile beraber girdiği bir kitapçıda konuşacak kadar öğrenemediği Fransızcayla şiir çevirileri yapmaya çalışan, bundan keyif alan bir öğrencidir. Okulun bitmesine bir yıl kala babasını kaybeden Ahmet Cemil artık büyümek, çalışmak, yetişkin gibi davranarak; gözü yaşlı annesini ve kardeşinin bütün sorumluluğunu omuzlarına almak zorunda kalmıştır. Ailesini geçindirebilmek için o yıllarda kendi gibi edebiyat aşığı, sıra arkadaşı Hüseyin Nazmi’nin tavsiyesi üzerine şiir ve kitap çevirmenliği yapmaya başlar. Gecesini gündüzüne katar; bilekleri ağrıyana, kafası bir satır almayacak hale gelene kadar çalışır. Ahmet Cemil çeviri yaptıkça daha bir dar boğaza, maddi güçlükler yaşamaya başlar çünkü verilen emeğin karşılığı yayın evlerinde maalesef yoktur. Tam ümitsizliğe kapıldığı bir anda tesadüfen girdiği Mir’at-ı Şuun gazetesinde işe başlar. İşler Ahmet Cemil için biraz olsun yoluna girmeye, gazetede çalışan birinin önerisi üzerine zengin bir çocuğa dersler vererek ek kazanç elde etmeye de başlamıştır. Ahmet Cemil Mir’at-ı Şuun gazetesinde çalıştıkça hayattaki gayesini anlamaya; sorumluluklarını yerine getirdikçe annesinin ve kardeşinin mutluluğuna ortak olmaya başlamıştır. Bir gün matbaa sahibi olmak, edebiyat camiasında hatırı sayılır eserler bırakmak, yakın arkadaşı Hüseyin Nazmi’nin kardeşi Lamia ile evlenmek gibi “Mai” hayaller kurar. Ne var ki “Siyah”i gerçekler kardeşinin evlenmesiyle başlar. Ahmet Cemil’in eniştesi aynı zamanda matbaa sahibinin oğludur. Matbaa sahibine inme inince matbaanın yönetimini oğlu devralır. Yaşanan bir takım olaylar neticesinde Ahmet Cemil baba yadigarı evini ipotek ederek eniştesine matbaada ortak olur. Kağıt üzerinde olmayan bu ortaklık felaketi; yeteri kadar araştırmadığı eniştesinin gün geçtikçe değişimine, tanık olacaktır.

    Sonlara doğru Ahmet Cemil’in eniştesine attığı bir tokat var ki tarif edilemeyeceği için o kısmı buraya alıntılıyorum.
    “Bu tokat Ahmet Cemil’in bütün, mahvolan emelleri, neticesiz kalmış bir meslek hülyasının hüsranı, ailesinin mahvolmuş saadeti, İkbal’in faciası, münkesir aşkının feryadı; hepsi bu hayatın olanca acıları o tokatın içindeydi.”
    Kitap genel olarak bu tür kuvvetli betimlemelerle dolu. Sonunu merak etmeyeceğiniz gibi bitmesini hiç istemeyeceksiniz.
  • 213 syf.
    ·4/10 puan
    Bu kitabın konusunu artık bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. O yüzden kitap hakkında yazacaklarım sonunu bilmiyorsanız tat kaçıracaktır.

    Öncelikle kitap 1774 yılında, Goethe 25 yaşında iken yazılmış; bu tarihi ve yaşı göz önünde bulundurursak eşsiz bir eser olarak değerlendirilebilir. Bence değerlendirilmemesi gerekmektedir; çünkü 18. yüzyılda yaşamış Kant ve J.J. Rousseau haksızlık etmiş oluruz. Kitap klasikler arasında yer aldığından, internette artık görmekten sıkıldığınız ölmeden önce okumanız gereken bilmem kaç kitap listelerinde bulunduğundan; burada yersiz övgüler dizecek değiliz. Konuya geçecek olursak, Werther adında burjuva bir gencin Lotte adında bir kadına olan imkansız aşkı. Konu bu. Bundan ibaret. Tüm 213 sayfa bunu okudum. İlk görüşte aşk yoktur demiyorum ama Werther’ın, Lotte’ye bu kadar tutulması, bağlanması, gün geçerek daha çok sevmesi oldukça anlamsız. Werther’in aşkı şehvet üzerine temellendirilseydi belki bu yaptığı saçmalıklar daha bir anlam kazanılabilirdi.

    Neyse ki kısa bir kitaptı. Kitabın okuyucuya katabileceği yegane şey; klasikler arasında da gereğinden fazla abartılmış eserler olabileceği.
  • 284 syf.
    ·7/10 puan
    Dizileri ve çizgi roman hikâyelerinden aşina olduğumuz Neil Gaiman’ın bol ödüllü Mezarlıklar Kitabı; genç yaştaki okurların severek okuyacağı mistik ve epik bir serüven. Hikâyemiz, kitap boyunca ‘Jack denen adam’ olarak adlandırılan birinin bir eve girip dört kişilik bir aileden üç kişiyi öldürmesiyle başlıyor. Bu katliamdan kurtulan ise yürümeyi yeni öğrenmiş bir bebek. Bebek; Jack denen adam evde bebeğin annesi, babası ve kardeşini sırasıyla bıçaklarken açık olan evin kapısından çıkarak tepedeki mezarlığa gider. Mezarlıkta dolaşan bebeği fark eden Mezarlık Ahalisi bebek hakkında bir karara varmaya çalışırken; Jack denen adam da elinden kaçırdığı bebeğin izini sürer ve mezarlığa gelir. O geldiğinde ise bebek çoktan hayaletler tarafından sahiplenilmiş, ona bir takım ayrıcalıklar ve isim (Nobody) verilmiştir. Jack denen adam bebeği bulamaz ve geri döner ve yıllar sürecek bir arayışa sürüklenir. Bebeği mutlaka bulup öldürmesi gerekmektedir. Nobody ise bu süreçte büyür mezarlıktaki hayaletler ve koruyuculardan görünmez olma, musallat olma, rüyalara girebilme gibi eğitimler alır. Aldığı eğitimlerle güçlenen Nobody; Gulyabaniler, Cadılar, Tanrı’nın Tazıları, Büyücülerle dolu bir maceraya atılır ve maceranın sonunda Jack denen adam(lar)la karşılaşır. Hikâye başladığı gibi bir macera arayışıyla son bulur.

    Oluşturulan dünya daha karanlık olsa bir başyapıt olabilirdi. Lakin Neil Gaiman kitabın sonunda da belirttiği gibi çocukları ve gençleri hedef almış. Keşke, Gaiman bu kitabının daha karanlık, yetişkinlere özel bir versiyonunu yazsa.
  • Normalde bir mezarlıkta demokrasi yoktur, ancak ölüm en büyük demokrasidir.
    Neil Gaiman
    Sayfa 30 - İthaki
Kendimi anlatacak kadar narsist, hümanist olacak kadar da anarşist değilim. Ben de herkes gibi b*ktan biriyim.
Çizerimsi
University of Galactic, Power Management
Kepler-10c
Betelgeuse in the constellation Orion
Erkek
31 okur puanı
19 Eki 2020 tarihinde katıldı.

Şu anda okuduğu kitap

  • Kurtlarla Koşan Kadınlar

Kütüphanesindekiler 69 kitap

  • Kırılgan Şeyler
  • Mai ve Siyah
  • Genç Werther'in Acıları
  • Mezarlık Kitabı
  • Vatan Yahut Silistre
  • İntibah
  • Bone 9 - Boynuzlar Tacı
  • Bone 8 - Hazine Avcıları
  • Bone 7 - Hayalet Çemberi
  • Bone 6 - Yaşlı Adam’ın Mağarası

Beğendiği kitaplar 1 kitap

  • Persepolis

Beğendiği yazarlar 3 kitap

  • Marjane Satrapi
  • Banu Avar
  • Sinan Meydan
Okur takip önerileri
Daha fazla