"Birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden ürküyorduk.
Bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında,
Bilmeden birbirimize doğru ilerliyorduk. "
MURATHAN MUNGAN
BAYRAK
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Bir roman karakteri olmak için fazla düzüm aslına bakarsak. Ne size anlatabileceğim bir sevincim ne de gizlemeye çalışırken canını acıttığım bir yaram vardı bir zamanlar. Tümseklerim yoktu, çukurlarım çelme takmazdı. Yaşadım işte, yaşamak ne demekse… Öyle. Ta ki bir gün yansımasında güneşi gördüğüm bir çift göz gelip beni sayfa sayfa okuyana kadar.
Şimdi bir pencere kenarında, ahşap perdeliklerin ardından güneşe bakıyorum. Birazdan size, gecenin bir yarısı gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken bilgisayarımın ekranına düşen bir bildirimden bahsedeceğim ve o andan sonra ben hiçbir zaman geriye dönemeyeceğim.
O bildirime hiç tıklamamış olmayı ve karanlıkta, bilgisayar ekranından irislerime yansıyan harfleri bir araya hiç getirmemiş olmayı dilerdim ama dönüp baktığımda o his, tüm acılara değer gibi duruyor.
İşte, hikâyemin başındayız.
Dinle.
İnsanlar hayat hikâyelerini anlatırlar başkalarına.
Ben, sana nasıl öldüğümü anlatacağım.