Olgun birey en ince nüansa kadar hislerini ayırt edebilir; neyin güçlü ve tutkulu bir arzu olduğunu, neyin hassaslık ve kırılganlığı ortaya çıkaran bir deneyim olduğunu kolayca fark eder. Tıpkı senfonideki müziğin değişik pasajlarını duyabilmek gibi.
Benim sizin kendinizi nasıl gördüğünüzü asla kesin olarak bilemeyeceğim gibi, sizin de benim kendimi algılayışım hakkında kesin bir yargıya sahip olmanız imkansızdır. O ufacık bölgede hepimiz tek başımıza kalırız. Belki de trajedimiz de burada saklıdır, kaçınılmaz bir iç yalnızlıkla örülmüş kaderimiz bizi devamlı birey olarak güçlü olmaya iter.