Yaşlı oltacı kendine sessiz sakin bir koy seçmişti. Yalnız kalmayı sever gibiydi.
Haftada birkaç gün balığa çıkardı böyle. Balık tutmayı babası,pişirmesini çok küçükken annesi öğretmişti.
Her şeyi nizamiydi. Oltası,kovası yemi,hatta ayağındaki çizmesi... Rızkım varsa ulaşır,derdi. Bir gün dahi denizden,rızkı verenden şikâyet etmezdi.
"Bismillah" demeden oltasını atmazdı. Yine öyle yaptı. Uzun sürmedi...Kocaman bir somondu nasibi. Sonra değişik balıklar da takıldı oltasına: istavrit, mezgit,lüfer...
Öğlen olmadan tasını tarağını toplar, yollanırdı eve doğru.
Giderken büyük balıkçıların konuşmalarını duydu. O gün kafes yırtılmış ve yüzlerce balık karışmıştı deryaya. Hepsinin pazara çıkmaya hazır somon olduklarını da duydu.
Kovasındaki en iri balığın somon olduğu geldi aklına. Evet ,dedi. Bu balıkta başkalarının emeği var. Nasıl kaybolan bir ineği sahiplenemezdi,öyle de bu balığa da sahip olamazdı.
Adamların yanına vardı. Anlattı yaşlı oltacı olanları. Balığı onlara vermek istedi. Benim değil bu, sizin; lütfen alın!..
Deli Filozof