İnsanoğlunun kalbinde birbiriyle zıt iki duygu vardır. Tabii ki başkasının sefaletine acımayan insan yoktur ancak kişi bir şekilde bu talihsizliğin üstesinden gelmeyi başarabildiğinde, bu sefer diğerlerinde bir hayal kırıklığı hissi doğar. Hatta biraz abartmak gerekirse o kişiyi yine aynı talihsizlikte görmek ister insanoğlu. Sonra farkında olmaksızın o kişiye karşı bir düşmanlık hissedilir.
Ben bir adamı öldürürken belimdeki kılıcı kullanırım ama sizler kılıç kullanmazsınız. Sizler nüfuzunuzla öldürürsünüz, paranızla öldürürsünüz, süslü püslü sözlerinizle bile öldürürsünüz belki. Tabii ki kan dökülmez, karşınızdaki adam capcanlı yaşar ancak buna rağmen onu basbayağı öldürmüşsünüzdür.  Kiminki daha büyük bir günah bilemiyorum -sizinki mi, benimki mi ?
En can alıcı nokta otantik olmaktır; kendiniz olun, çünkü başka herkes çoktan kapılmış. Şayet içinizden geldiği gibi davranmazsanız, hapishanede yaşamaya mahkum olursunuz; değişen tek şey gardiyanınız olur. Gardiyanınız bie gün ruju düşman ilan eder, başka bir gün tüm entelektüellerin ruj sürme mecburiyetini bildirir. Köleleştirmeyi en aza indirgemek ancak arzularımızın izinden giderek, ve böylelikle kendimiz olarak mümkün.