Aşk hikayesini tarihle harmanlama işini en güzel yapan kalemlerden İskender Pala.. Yine ruhumuzu doyurdu bu kitabı ile. Aşk ile ilgili alıntılar kendisini bir kaç defa okutuyor şüphesiz. Hatta yakınınızda biri varsa hemen ona okuyorsunuz bu alıntıyı. Ben öğrendim ve nasiplendim çevrem de nasiplensin istiyorsunuz.
Kitap bir çırpıda okunacak cinsten. Tarihi konuları tadında vermiş. Sultan Ahmet Camii yapımı ile aşk hikayesini ustaca birleştirmiş. Zamanda yolculuk yapıyorsunuz adeta.
Kahramanların aşka tutkusu da inanılmaz. Gunala, Bahşı, İshak ve Kaknusia arasında bir aşk dörtgeni. Bahşı ve Kaknusia birbirini çok severken kendileri de İshak ve Gunala tarafından sevilmekte. Entrikalar ve arayış ekseninde dönen olaylar zinciri en sonunda bize bir gerçeği fısıldıyor. "Hepimizin sonu kara toprak." Hikayenin bir mezarda son bulması çok üzücü ama bu gerçeği iliklerime kadar hissettim romanın kapağını kapatırken. Aşk Hikâyesiİskender Pala
HAYATIN HER ALANINDA OLDUĞU GİBİ ZEKA DÜZEYİNDE DE DENGE ŞART
İnsanın iç huzuru için gerçekten çok mu zeki veya popüler olması gerekir bu kitap bana bunu sorgulattı.
Hayatın dönüm noktalarında yaptığım tercihler sonrası hayatım hangi yöne evrilirdi, daha mutlu bir hayatım olur muydu ya da korkunç bir yöne giden bir hayatın içinde mi bulurdum diye çoğu kez
Söyleme Bilmesinler
"Büyüklerin hatalarının bedelini çocuklar öder." Şermin Yaşar’ın bu kitabı bir solukta bitiyor ve biter bitmez ilk kullandığım cümle bu oldu kendi kendime. En başta Kazım Bey evlatlıkmış ona Emmana bakmış. Cezasının üstünü de o örtüyor. Yani hep bir neslin cezasını diğer nesil çekmiş. Kazım Bey’in bir anlık hatasının bedeli ne kadar da ağır. Mürüvvet'e emanet edilen bir çocuk Ethem.. Mürüvvet’i ölmeden önce öldürmüş bu hikaye. Hayatını yaşamadan ölümünü beklemiş. Ama kimse bilmediği için hep anne suçlanmış. Onun sevgisizliği, ilgisizliği.. Üstelik öz evladı Ekrem'i de sevememiş bu kadın.. Emin, Ethem ve Ekrem'in yaşamı da pek içler acısı.. Mutsuz bir ailede yuvada yetişmek onları da etkilemiş olmalı kendi ailelerine yansıtmışlar. Hayat hikayeleri sırlarla, ihanetlerle dolu. Yetiştikleri ailenin kaderi farklı olsaydı acaba bu çocukların da kaderi farklı olur muydu? İnsan düşünmeden edemiyor. Duygu yüklü bir roman olmuş özellikle de şahısların kendilerini tanıtarak hikayelerini anlatması bağlantı kurulması ayrı bir renk katmış şüphesiz. İyi okumalar
Cengiz Aytmatov yine döktürmüş. Başlığıma yazdığım alıntı üzerinden inceleme yapmayı uygun buldum. İnsanı insan yapan vicdanıdır. Olaylara, durumlara karşı çocuk vicdanı ile yaklaşabilenlere ne mutlu. Tohumdaki öz gibi insana da hayat verecek olan kendi vicdanı, masumiyeti ve kalbinin güzelliğidir.
Çocuk bu romanda aslında kaybettiğimiz insanlığımızı simgeliyor. Herkes içindeki çocuğa baksın diye bize ışık tutuyor.
Kurtarıcısını bekliyor, gelmeyecek bir gemiyi. Burda aslında Kırgız halkının her şeye rağmen umudunu yitirmediğini gösteriyor.
Çocuk küçük şeylerden mutlu oluyor, bir dürbün, bir çanta onun tek sırdaşı. Karşısında ise kötülüğün simgesi Orozkul var. Kutsalları Maral Ana'yı kesip ziyafet vermesinden de anlıyoruz ki kötülerin tek derdi nefsini tatmin etmek. Varsa yoksa ben kavgası.
Ne olursa olsun çocuğumuz o kutsal bilinen etten yemiyor balık olup Beyaz Gemi'sine kavuşmak arzusu ile çaya giriyor. Yani masum yüreği ile mücadeleyi sonuna kadar sürdürmüş kendi iç dünyasında. Aslında çocuk çocuk diyoruz da masum her yürek kendini o çocuğun yerine koyabilir. Gelecekte fidan olup dallanıp budaklanmak istiyorsa saflığı ve bozulmamışlığı baki kalmalı.
Kazanan kötülük gibi görünse de aslında çocuk kalbiyle direnen bu masum çocuk herkesin kalbinde sığınak buldu ve sonsuza kadar yaşayacaktır.
Beyaz Gemi