Kısacık bir kitap çok şey anlatabilir bazen. Karakterleri kendi benzerlerini hatta tüm insanlığı temsil eder. Yaşananlar ise insanlığı, onun tarihini sorgulatır ve böylelikle eser unutulmaz olur.
Üç
"Göze göz, dişe diş düşüncesi bütün dünyayı kör edecek."
Ne kinmiş arkadaş...
Yazar, Bosna Savaşı öncesi ve sonrası zaman dilimini akıcı bir kurgu ile anlatmış. Okuduğum ilk kitabı, arkadaşımın tavsiyesi ile başladım. Şimdi düşünüyorum da üzerinde tartışırken olay örgüsünün başı veya sonu hakkında hiç konuşmadık
Burcu :) Olumsuz yanlılığımız ağır basmış, tabii ki haklıyız...
Soykırımın tarihi, kurgu ile çok iyi harmanlanmış, 1992-95 yılları arasında süregelen bu insanlık suçuna empati yapmadan geçmeniz imkansız. Bu yüzden, gelişme kısmından sonra kitabın başındaki tatlı aşıkları göz ardı etmiş oluyorsunuz.
Bir yanda karakterlerin tatlı günlük serzenişleri, hayalleri, umutları bir yanda bu manzaraya çöken karanlık...
Vahşet , soykırım, insanlık suçu diyerek kendini tekrarlayan cümleler kurmak istemediğim için kitabın 'yazarın notu' kısmından alıntı paylaşmak istiyorum:
General Ratko Mladiç ve emrindeki Sırplar beş günde
tam 8.300 Müslüman Boşnak'ı hunharca katlettiler. Sırplar bu katliamı yaparken Bosna'daki Birleşmiş Milletler ne yazık ki üç maymunu oynuyordu. Sırplar keskin bıçaklarıyla doğradıkları Boşnakların feryatlarını telsizlerden bütün dünyaya zevk içinde duyuruyorlardı. Şimdi bir kez daha soruyorum: Birleşmiş Milletler bu
soykırımda Boşnakların yaşadıkları trajediye neden seyirci kaldı?