Yeni hiçbir şey yoksa yalnız eskiler varsa, demek ki beynimize oynanan bir oyun var. Göstersin eski kitap sendeki imgeleri, ilkin nasıl yazıya döküldüyse düşünce. Acaba eski dünya neler demiş, görelim, sendeki görmelere değer güzelliklere. Hiç kuşkum yok: Geçmişte ne sivri akıllar senden değersizlere övgüler yağdırdılar.
Kölen olmuşum senin elden başka ne gelir, gece gündüz el pençe divanım buyruğuna. Geçirdiğim saatler baştanbaşa bir hiçtir, sen buyurmuş değilsen çabalarım boşuna. Öyle körkütük sadık bir köledir ki sevda, seni kötü göremez bin kötülük yapsan da.
Bazen geçmiş günlerden kalanları anarım, bir araya gelince hoş sessiz düşünceler. Aradığım şeylerin yokluğuna yanarım, gönlümü yitenlerle çektiğim yaslar deler. Geçmiş yaslar yeniden beni yürekten vurur, acıları saydıkça bir bir içim kan ağlar. Gönlüm eski dertleri anıp çile doldurur. Borcum bitmemiş gibi yine keder borcum var. Seni andım mo yeter, bütün yitenler döner, bütün acılar biter.
Peşinden yürümeye ant içmiş benim kalbim,elinde can verirsem budur benim cennetim. Aynı çimen ikimize yastık olmaz mı dersin, iki göğüste tek kalp taşıyorken seninle? Ne denli korkularım, ne dünyanın ilerde göreceği günleri düşünen kova kahin, ölüme mahkum, diye umut görmediler de hiç kısaltmadılar süresini sevgimin. Belirsizler taç giyip başlarken hakanlığa, barış sonsuz çağlara defne dalı veriyor. Bu en mutlu günleri yudum yudum içer de sevgim dipdiri olur bana. Ben yaşarım yokluğa karşı bu şiirlerde, ölüm kıyar beyinsiz sürükerin canına. Kendime şiirimde anıt bulacaksın sen, zorba miğferleriyle tunç mezarlar göçerken.