İskender Pala’nın kalemi her zaman kelimeleri değil, duyguları konuşturur. Aşk Hikayesi kitabı da tam olarak böyle: satırlarında aşkın sadece iki insan arasındaki bağı değil, insanın kendi iç dünyasıyla, geçmişiyle ve Yaradan’la olan bağını anlatıyor.
Kitabı okurken zaman zaman hikâyenin içinde kayboldum. Bir sayfada bir insanın iç yangınını hissederken, diğerinde kelimelerin arasında bir teslimiyetin huzuruna daldım. İskender Pala’nın dili ağır değil ama düşündürücü; her cümle sanki üzerinde biraz durup tadına varılacak bir söz gibi.
Sevenin ne kadar sabredebileceğini, beklemenin bazen kavuşmaktan daha derin bir anlamı olabileceğini gösteriyor. Bazen geçmişin izleri, bazen pişmanlıklar, bazen de affedişler üzerinden ilerliyor ve her satırda, “aşkın özü nedir?” sorusu yankılanıyor.
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey, aşkın bir teslimiyet olarak anlatılmasıydı. İnsanın kalbini yumuşatan, bazen hüzünlendiren ama sonunda içe huzur bırakan bir hikâye. Bitirdiğimde elimde sadece bir roman değil, sanki yaşanmış bir dua kaldı.
İskender Pala’nın diğer eserlerinden farklı olarak bu kitapta duygular daha sade, daha içten. Abartıya kaçmadan, ama derinliği kaybetmeden anlatılmış. Kısacası “Aşk Hikayesi” kalbiyle okuyanların uzun süre unutamayacağı bir roman.
Aşkı sadece romantik bir kelime olarak değil, bir insanın kendini bulma yolculuğu olarak görmek isteyen herkes okumalı.
"Aşk, mutluluk veren bir ıstıraptı..."