Herkes acıyı ya da hastalığı alt ettikten sonra ruhunun derinliklerinde -ne kadar belli belirsiz, cılız olsa da- bir üzüntü duyar. Uzun süre, yoğun bir acı çekenler toparlanmayı isteseler de, olası iyileşmelerini bir yitim olarak görme eğilimindedirler. Acı varlığın ayrılmaz bir parçası olduğunda, onun aşılması, yitirilen bir nesne gibi ister istemez üzüntü yaratır.
Sevgi, diyorsun. Fedakârca sevmek. Tabii, söylemesi kolay. Sonradan öğrendim ki yanlış iddialarla talep edilen sevgi, asit, araba kazası ve akciğer kanserinin toplamından daha büyük bir katil. İnsanlar birbirlerini ölümcül ışınla öldürür gibi sevgiyle öldürüyorlar. Doymak bilmiyorlar; bütün sevecenlik onlara, bir tek onlara yönelik olmalı. Bu duygunun tamamını istiyorlar; çevresindeki her şeyi tüketene kadar emen, toprağın, fidelerin gücünü, nemini, kokusunu çalan büyük bitkilerin hırsıyla etraflarındaki yaşam enerjisini çekip almak istiyorlar. Sevgi muazzam bir bencillik. Sevginin korku imparatorluğunda ölümcül bir yara almadan yaşayabilen çok insan var mıdır, bilmiyorum.