Mustafa Deniz Çakır profil resmi
Yüreğinize kök salarsam meyvelerim sizindir
ankara
06 - ANKARA
107 okur puanı
21 Haz 2018 tarihinde katıldı.
  • Zaman, gelecek için kavga verip yitmiş bile olsa, insanlık için vuruşanları hiç unutmaz..
  • 478 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
  • Marksist terminolojide alt-yapı olarak adlandırılan üretim araçlarının ve ilişkilerinin üst-yapı yani kültür, hukuk, din gibi kurumlarla olan sıkı bağı ve hatta alt-yapının bizzat üst-yapıyı belirlediği, Marks ve Engels tarafından tarihsel ve antropolojik temellendirmelerle gösterilmiştir.

    Modern burjuva toplumunun hafifliği ve müphemliğini “Katı olan her şey buharlaşıyor” diyerek isabetli bir biçimde betimlemişlerdir.

    Gerçekten öyle, katı olan her şey buharlaşıyor. Postmodern kaçkınlar bir ideale adanmaktan dehşet duyarcasına ürküyor, apolitikleşiyor ya da Türkiye için konuşursak, yüzeysel bir Erdoğan düşmanlığıyla politikleşiyor. Tabi Erdoğan düşmanlığı gerekli olsa da sömürü düzenini hedef almayan ve düzeni muhafaza eden bir muhaliflik yararsızdır.

    Dedik ya, katı olan her şey buharlaşıyor. Toplumsal problemlere ve insanların yaşadığı acılara duyarsızlaşmış ya da en fazla temelsiz bir aktivizm yapan burjuva toplumunun son nesil postmodern evlatlarıyla doluyor her yer.

    Modern mobilyalarla düzülmüş ama bön ve çirkin kafelerde dedikodu yaparak vakit geçiren ortasınıf genç ve yaşlılar ya da ötekileştirilmiş, yoksulluğa ve suça itilmiş, meyus, kederli ve ümitsiz insanlar, yeni toplumun tipik bireyleri oluyor.

    Gerçekten katı olan her şey buharlaşıyor. Spinoza’nın “Libido Sciendi” si yani bilgi için duyulan arzu da buharlaşıp, yerini kapitalist gelişmenin zorladığı vıcık vıcık bir akademik iş bölümü alıyor.

    Eğitim endüstirileşiyor, diploma avcıları peydah oluyor. Öğrencilerin ve akademisyenlerin kollektivizminin yerini yüzeysel ve çirkin duygularla kuşatılmış bir rekabet hissi ve kariyerizm alıyor.

    Sosyalistleri maddiyatçı olmakla suçlayan, sözde dindar düzenin sahipleri en büyük maddiyatçılığı yaparken bu uğurda çirkinleştirmedikleri, acı ve sömürü götürmedikleri yer bırakmıyorlar.

    Kar amacıyla yapılan aşırı üretim çılgınlığı, bu ürünlerin pazarlanabilmesi için gerekli olan reklamcılık sektörünü ortaya çıkartıyor, böylelikle tüketim ideolojisi durmadan pompalanıyor. Kar uğruna insanların zihinleri tereddütsüz zehirleniyor ve kuşatma altına alınan bireyler atomize ve pasif hale getiriliyor.

    Meta-fetişizmi alıp başını giderken, emeğine ve kendisine yabancılaşmış halkın, öğrencilerin, emekçilerin ruhları paramparça, bölünmüş haldeyken ve bu bölünmüşlüğün içinde, ruhsal buhranlarla mücadele ederek bir yandan da karın tokluğuna çalışacak bir işi bile zor bulup kendisini gerçekleştiremeden yitip gidiyor.

    Bu örnekler çoğaltılabilir. Kokuşmuşluğu ayyuka çıkan ve böylelikle bu kokuşmuşluğu açık ve seçik hale gelmiş olan düzenin değiştirilmesi gerekiyor.

    Önce kar değil, insan ve doğa diyen bir toplumsal düzenin inşa edilmesi bir zorunluluktur.

    Kaybedilecek, harcanacak bir insan bile olmamalı. Üretim planlı bir biçimde yapılmalı ve her bireyin ihtiyacı giderilmeli. Eğitim ve sağlık hizmetinden sadece parası olanlar değil herkes faydalanmalı.

    Yüksek teknoloji araçları dev şirketlerin karına kar katmak için ya da masum insanların katledilmesinde ve sömürülmesinde değil tüm insanların ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmalıdır.

    Adına ne derseniz deyin, bu kokuşmuş düzenin daha iyi bir alternatifi mevcuttur ve bu alternatif toplumsal düzen, Marks ve Engels tarafından bilimsel-sosyalizm olarak adlandırılıp, felsefi, iktisadi, siyasi ve ahlaki yanlarıyla kavramsallaştırılmıştır.

    İşte toplum ve tarihin bilimi olan Marksizm budur ! Ve tabi Marksizm, Marks’ın sözleri değil onun ortaya koyduğu bilimsel-nedensel araştırma yöntemidir. Post-modern kaçkınlar sapkın dinsel ayinleri andıran konser ve partilerinde eğlenedurup, sefil hayatlarını yaşasınlar. Kendilerine ve insanlığa olan inançsızlıkları ve kendi basiretsizlikleri sebebiyle bizi hayalperestlikle itham etsinler.

    Düzenin sahipleri tarafından kiralanmış, bilimsel ahlaktan ve sorumluluktan uzak akademisyenler, Marksizmi çarpıtıp kendi yarattıkları samandan korkuluğa saldıradursun, biz bilinçli yurtseverler, aklı ve insanı merkeze alan teknoloji temelli bir toplumsal formasyon için çabalamalı ve bu toplumu kurmanın yollarını aramalıyız. Marksizmi ve diğer bilimleri öğrenip, tartışmaya, halka indirmeye devam etmeliyiz.
  • Tarihsel süreci kavrayamayan ya da çeşitli çıkarlar dolayısıyla görmezlikten gelen sıradan, sorgulamayan seçmenin Mustafa Kemal sempatizanlığı ya da Mustafa Kemal metalaştırması artık değer etmemektedir. Yani bilinçli bir yurtseverlik yerine, şovenizm kokan bayağılıklar metelik etmemekte, hatta bilinç bulandırmaktadır.

    İşte Proletarya Devrimcileri, tam da bu boşluğun altını doldurabildiği sürece anti-emperyalist cephenin öncüleri haline gelmekte, Mustafa Kemal’in ruhunu verdiği (doktrine ettiği) Türkiye’nin bağımsızlığı davasına gerçekten sahip çıkanlar olmaktadırlar. Tabii ki bunu güncel sorunların değerlendirmesi ışığında gerçekleştirmekteler.

    Sivil örümcekçiliğin algıları ile siyaset yapan, Türkiye topraklarında turist olarak yaşayan “solcuların” (burjuva sosyalistlerinin) bu kavrayışı anlayamaması doğaldır. Çünkü onların amacı Türkiye’yi sömürücü sınıflardan temizlemek değil, onların dili ile söylersek “yaşam alanlarını savunmak” yani günlerini kurtarmaktır. Bu yüzden demokrat gördükleri ajan örgütü patentli milletvekillerine üzülmekle meşgul olurlar. Ağustos böceğinin hikayesinde olduğu gibi, meclisteki parababaları muhalefeti de siyasi etkinliklerini bu hareketlere emanet ederler. Ancak kış bastırdı mı sus pus olur, en akla gelmeyecek saçmalıklarla halkı oyalarlar. Emanet olarak koltuk verdikleri örgütleri de azarlayarak azlederler (DİSK ve Türk-İş içinde bu mücadelelerin yansımalarını görebilirsiniz).

    Onların aksine, proletarya devrimcileri için olay dupduru ve nettir.

    Devrimci Gençlik Önderi Deniz Gezmiş “Bu memlekette Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz.” diyerek başlamıştı savunmasına…

    Mahir Çayan ise Mustafa Kemal’in içinde bulunduğu durumu netçe ortaya koyuyordu.

    “Mustafa Kemal, dünyada ilk defa zaferle sonuçlanmış bir halk savaşının büyük bir lideri, mazlum ulusların emperyalistleri alt edebileceğini ilk defa gösteren bir ihtilalci olarak, cephelerden cephelere vatan müdafaası için geçen hayatından dolayı sosyal sistem ve doktrinleri incelemeye zaman bulamadı.

    Gazi Mustafa Kemal’in emperyalizme ve kapitalizme karşı savaş açmasına rağmen sosyalist olmaması, iç ve dış dinamiklere bağlı idi.

    Bu yüzden hiçbir sosyalist Mustafa Kemal’i kınayamaz, yargılayamaz.

    Mustafa Kemal’in o ortamda anti-emperyalist ve anti-feodal düşünce ve aksiyon içinde olması bile önemli bir şeydir.”

    Bugün işbirlikçi parababaları iktidarına ve muhalefetine karşı Mustafa Kemal’in bağımsızlık ve laiklik ilkelerini savunmak ve olması gereken sonucu olan sosyal devrim ile tanıştırmak, Proletarya Devrimcilerinin görevidir.

    Görevi omuzlayarak, daha da ileri taşıyanlar, kazanacaklardır..
  • 'Bunun sebebi, Türk aydını gene, sensin! Bu viran ülke ve bu yoksul ınsan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun " 'Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakta kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsinl Ne ektin ki, ne biçeceksin?
  • Gençlik işte böylesine namussuzca uygulanan bir plan sonucu zorla silahlanmaya itildi. Daha doğrusu mecbur bırakıldı. Jöntürk gelenekli gençliğimizin bu yöntemler sonucu korkup yılması, sinmesi düşünülemezdi. Birinci Kuvayimilliye'de vatanımızı Ingiliz'inden Fransız'ına, İtalyan'ından Amerikalısına, Yunanlı'sından Avustralyalı' sına kadar sürüyle Emperyalist işgal ettiğinde korkup sinmiş miydi o zamanki atalarımız? Elbette değil. Silaha sarılmışlardı o işgalci haydutlara karşı. Sonunda onları yenmeyi ve ülkemizden koymayı başarmışlardı. Bu gençler de onların torunları değil miydi? Işte şimdi de ayni Emperyalist güçler aşağılıkça yöntemlerle gelip oturmuşlardı ülkemize o zamanki Padişah Vandettin, Sadrazam Damat Ferit gibi şimdiki hükümet de satılmıştı aynı Emperyalist güçlere.
    Öyleyse gençliğe düşen görev 1919'larda Kuvayimilliyecilerin yaptıklarının aynısı olmalıydı. Yani Emperyalist sömürgeci güçlere karşı çıkmalı ve ülkemizden kovmalıydı..


    Işte bu şartlar altında antiemperyalist gençliğimiz silahlanma çabasına girdi. Dayısından, amcasından, babasından yani kimden bulabildiyse iyi kötü silah buldu. Çünkü yurtları, okulları her gün resmi, sivil silahlı güçlerce işgal ediliyordu °Birbir vurulup öldürülüyorlardı. Bu şartlarda genç olup da sessiz kalmak, hiçbir şey yapmamak mümkün müydü? Bu sırada sermayenin casus örgütleri planın yeni bir Tam bölümünü daha uygulamaya soktu: "Şehir Gerillası", "Gerilla Nedir?" gibi kitaplar yine bu casus örgütleri tarafından Türkçeye tercüme ettirilerek yayınlatıldı. Ve gençlerin önlerine sürüldü . Bu kitaplar gerçek devrimci teoriyi reddediyordu. Günümüzde bu teorinin eskidiğini, geçerliliğini yitirdiğini iddia ediyordu. Bu kitaplarda: Silahı beline takıp öncü savaşına çıkacaksın, halk zamanla seni anlayacak ve peşinden gelecektir, deniyordu. Oysa gerçek devrimci teori bu görüşün tam tersini söylüyordu. Bu teoriye göre halkı ajitasyon ve propaganda ile uyandırmak, örgütlemek gerekirdi. Tabi bu işleri yapacak, yönlendirecek bir devrimci parti olmalıydı. Halk bu devrimci partinin etrafında örgütlenmeliydi. Ne zaman ki halk çoğunluğu böyle bir devrimci parti etrafında örgütlenir, ancak o zaman devrim yapmak gündeme gelmiş olurdu. Yani halk çoğunluğunu kazanmadan devrimin yapılması, başarılması mümkün değildi. Böyle diyordu Marksist-Leninist devrim teorisi . Elbette ki doğru olan da buydu. Burada şu noktayı açıkça ve kesince belirtmek isteriz. Marksizmin düşmanları ona kan dökücülüğü yakışttrırlar. Bu iddia adice bir iftiradan başka bir şey değildir. Çünkü hiçbir Marksist hareket mecbur kalmadıkça bir tek kimsenin bile burnunu kanatmak istemez...
  • 27 Mayıs en özet tanımıyla bir Politik Devrimdir. Devrimci Gelenekti Ordu Gençliğimizin, Sivil Aydın Gençliğimizle el ele vererek gerçekleştirdikleri Politik bir Devrimdir. Bu bakımdan 27 Mayıs Birinci Kuvayirnilliye'nin devamıdır. Birinci Kuvayirnilliyecilerle 27 Mayıs'ı başaranlar ayni devrimci geleneğe sahip olan yiğitlerdir. Unutmayalım Mustafa Kemal de Kuvayimilliye'ye başladığında (katıldığında) henüz 38 yaşında bir gençtir. Gençliğe sonsuz güvenmesi ve kurduğu yeni Türk Devletini gençliğe emanet etmesi bu yüzdendir.

    Birinci Milli Kurtuluş nasıl vatani ve milleti Emperyalist canavarların fiili işgalinden kurtarmış ise 27 Mayıs da halkımızı aynı Emperyalist düşmanla ittifak, hatta ortaklık kurmuş olan yerli Parababalarının siyasi zulüm ve baskısından kurtarmıştır. Türkiye Halkına o güne dek çok görülen politik özgürlükleri vermiş, ekonomik ve siyasi alanda örgütlenme hakkını getirmiştir. O devrimin getirdiği (sınırlı da olsa) demokrasi; Işçi Sınıfımızın sendikalarda serbestçe örgütlenebilmesini, grev ve toplu pazarlık yapabilmesini sağlamıştır. Bu hakları tanıyan yasalar 1963 yılında çıkarılıp uygulamaya konulmuştur. Tüm çalışan aydınlarımız da kendi meslek örgütlerinde örgütlenebilmişler, haklarını arama mücadelesine girebilmişlerdir. Yine Sosyalist Partilerin kurulması ve çalışması suç olmaktan çıkmıştır. Özetçe 27 Mayıs halkımıza düşünce ve örgütlenme özgürlüklerini getirmiştir. Bu özgürlükler 27 Mayıs Anayasasıyla teminat altına alınmıştır.
  • Savaş ancak emperyalizme karşı meşrudur ve savaş ancak sömürülen halkın yerli ve yabancı parababalarına direnmesi zorunlu hale geldiğinde meşrudur..

    Bir Ulus içerisinde halk tabakasının çoğunluğu maddi manevi anlamda eziliyor, soyuluyor ise ulusun zulme karşı direnme hakkı vardır..

    Tıpkı Mustafa Kemal'in Bursa Nutkunda ifade ettiği gibi;
    Türk genci, Bu ülkenin polisi, jandarması, adalet örgütü vardır demeyecektir..
    Kendisini alıkoyan polisin yada jandarmanın henüz Cumhuriyet'in polisi olmadığını ayırt edebilecek ve bu duruma karşı elinde neyi varsa taş,silah ve sopa ile kendi yapıtını korumasını bilecektir...
  • Açık sömürgede yerli ve yabancı bellidir. Dost ve düşman bellidir. Efendi ve kul bellidir. Sömürgenin maddesi Emperyalizmin tırnağı altındadır.
    Yarısömürgede ne dost bellidir ne düşman hepsi birbirine karışmıştır. Yarısömürgenin ruhu karmakarişıktır. Memleketin üzerine bir leş abanmıştır. Zavallı millet o Ieşi hortlak yapan ruhu ayırt edemez. Açık sömürgede kimi vuracagını herkes bilir. Yarısömürgede ise milletin elini kolunu bağlayan canavar, yerli kıyafetindedir. Herkes, kiminle dövüşecegini şaşırır...

    Millet birbirine düşer. Açık sömürgede satılık insanlar yüzük taşı gibi meydandadır . Yarısömürgede ise alçak hıyanetler milletin kendisinden geliyormuş gibi görünür. Bugün Emperyalistlerin açık sömürgeden kurtulmaya çalışmaları bundandir. Yarısömürge hem masrafsız hem külfetsizdir... Ne uğraşacaksın aç yoksul yığınlarla?. Başlarına kendilerinden bir sürü uşak geçirirsin; hem yersin hem yedirirsin. Sana düşman olacaklarına birbirlerine girsinler "Hür ve Bağımsızsın" dedin mi, kimse yan bakamaz. Ara sıra alacağın sadaka ile bütün dünyanın dilencilerinden alkış toplarsın. Sömürge idaresi, sömürged do-nanması, sömürge harbi taşınır yük mü?. Koyuver son meteliklerine kadar harcasınlar. Boğazlarına değin borca batsınlar ve kendi paracıklarıyla silahlansınlar... O zaman gör, seni senden çok savunacaklardır. Hem yalnız canlanyla başlarıyla değil, dinleriyle, imanlanyla, vicdanlarıyla, namuslarıyla, şuurlarıyla..
Yüreğinize kök salarsam meyvelerim sizindir
ankara
06 - ANKARA
107 okur puanı
21 Haz 2018 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 66 kitap

  • 12 Eylül Nedir?
  • Yaban
  • Felsefe - Bilim ve Din
  • Marx Engels Marksizm
  • Kıvılcımlı’yı Anlamamak
  • Tek Kanatlı Bir Kuş
  • Kapitalizm Ölmeli!
  • Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir
  • Denemeler
  • Dörtlükler

Okuyacağı kitaplar 132 kitap

  • Küçük Burjuvalar
  • 1.THKO Davası
  • Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
  • Osmanlı İmparatorluğu'nda Mülkiyet İlişkileri
  • Türkiye'ye Kefen Biçenler
  • 50 Soruda Yaşamın Tarihi
  • Çocuk Kalbi
  • Açlık
  • Haney Yaşamalı
  • Evrim Bilimi ve Yaratılış Efsanesi

Kütüphanesindekiler 9 kitap

  • Martin Eden
  • Finans-Kapital ve Türkiye
  • Ücretli Emek ve Sermaye - Ücret, Fiyat ve Kâr
  • Palto
  • Heba Edilen Devrim Yüklü Yıllar
  • Gelecekten Anılar
  • Suç ve Ceza
  • Karamazov Kardeşler
  • 1984

Beğendiği kitaplar 4 kitap

  • Suç ve Ceza
  • Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir
  • Palto
  • Heba Edilen Devrim Yüklü Yıllar

Beğendiği yazarlar 4 kitap

  • Mahir Çayan
  • Nurullah Ankut
  • Jack London
  • Can Yücel