84. sone
"Daha ne diyebilir en güçlü anlatanlar,
Sen işte yalnız sensin diye övünce seni;
Dünyada kimde bunca birikmiş güzellik var,
Kim bulabilir senin örneğini, eşini?
Biraz ün sağlamazsa anlattığı insana,
Kalem fukaralıktan bir deri bir kemiktir;
Hikâyeni kâğıda geçiren yazar, sana
Sen işte sensin derse, yazdığım yüceltir.
Sende ne yazılıysa suret çıkarsın ondan,
Bozmaksızın doğa’nın ortaya koyduğunu;
Bak, bu eş nasıl verir onun sanatına şan:
Her yerde hayranlıkla izlerler üslûbunu.
Güzel nimetlerine sen leke sürüyorsun:
Övgüye çok düşkünsün, değer düşürüyorsun."
Bir sanat tarihçisine çıkabilecek en güzel sone çıktı bence. Çünkü bir sanat tarihçisi de ilgilendiği her esere karşı böyle düşünür. Ben de mimar olduğum için biliyorum. İlgilendiğimiz eser sanki dünyada hiçbir örneği, eşi bulunmayan bir eser olur. Ona yaptığımız araştırmayla onu övmek isteriz, bozmaksızın doğanın ortaya koyduğu bir şey olduğunu düşünüp o sanat eserinin her detayında şaşırırız, hayranlıkla izleriz onun üslubunu. Ne yazık ki ülkemizde değer görmez sanat tarihi ve buna benzer alanlar. Oysaki ne kadar önemli ve değerlidir bu meslek ve içinde bulunanlar.