SAHAF MENDEL - STEFAN ZWEIG
•
Selam canlarım. Zweig yine her zamanki gibi üslubu, derin kişi analizli anlatımıyla beni kendine bağladı.
Kitabımız üç hikayeden oluşuyor.
1. Kitaba adını veren Sahaf Mendel. Bu kitapta, kitaplara, hayatının tamamını onlara bağlı olarak geçilmiş bir sahafın hikayesini okuyoruz. Konu yine bize bir dış şahıs tarafından aktarılıyor kahramanın bakışından değil. Zweig bazı kitaplarında bu anlatım tarzını kullanıyor biliyorsunuz. Bu kitabın tamamı da bu anlatımla zaten. Sahaf Mendel’in hikayesi içimi burkan bir tarzdaydı. Yıllarca kitaplarla yaşamış bir adamın trajik sonlu hikayesine Zweig yine geçmiş gelecek harmanıyla değinmiş. Kitaptaki favori 2. Hikayemdi diyebilirim.
2. Bir diğer hikaye ise Görülmeyen Koleksiyon. Bu hikaye diğer ikisine göre biraz daha benim gözümde ortalama kaldı. Ama Zweig’in ortalaması bile güzeldir biliyorsunuz. Hayatı boyunca eşsiz tabloları toplamış bir koleksiyoncunun, kör olmasından sonra bile koleksiyonlarını tanıyıp hatırlamasını ama yaşanan bazı olaylar sonucunda onları farkında olmadan kaybetmesini okuyoruz. Bu hikayesi ilginç bir şekilde dramatik bitmiyor. Zweig beni bu noktada şaşırttı.
3. Sonuncu hikaye, Unutulmayacak Bir İnsan. Ve bence unutulmayacak da bir hikaye. Zaten bu hikaye Zweig’in bizzat yaşadığı gerçek olaylardan yazılmış. Hikayemiz hayatını insanlara yardım etmeye adamış, karşılığında hiçbir zaman bir şey istemeyip beklememiş bir adamın, Anton’un hikayesi. Bu adam öyle bir insan ki insanlara yardım ederek, onlara saf ve temiz kalbiyle yaklaşarak hayatını sürdürüyor. Kimseden doğru düzgün para almıyor sadece ufak tefek şeyleri kabul ederek yaşıyor. Fakat bir çok zenginden de daha rahat yaşıyor. Çünkü ne zaman birine yardım etse, ertesi gün o kişiye ihtiyaç duyduğunda kimse sorgu sual etmeden de
Sahaf MendelStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202412,7bin okunma
KAR SERÇESİ 1 ALAZ - ÖMER KAAN ÇETİN
•
Öncelikle gururlu bir anne gibi hissederek canım kardeşimin Ömer Kaan Çetin ilk göz ağrısını tebrik etmek istiyorum. Alaz’ımız sonunda ellerimizde ve kardeşi Uçurum’la beraber raflarımızda.
•
Kitabın konusuna değinmek istiyorum öncelikle. Bizim bir Alaz’ımız var alev alev yanan bir Alaz. Çok küçük yaşta annesini kaybetmiş, babası tarafından terk edilmiş ve birçok zorlukla büyümüş, içine kapanık, gözlerinden acısı okunan genç bir çocuk Alaz. Kitapları ve yazmayı seven, Netflix izlerken Noodle yemeye bayılan ela gözlü bir oğlan.
Alaz’ın bir de yakın arkadaşları var başta ikizler bir de Kardelen ile Baran. Üniversite hayatını kendi halinde bu yakın arkadaşlarıyla geçiriyor. Fakat Alaz’ın beklemediği bir şey oluyor ve Nurbanu adında gri saçlı yemyeşil gözlü bir kızla tanışıyor. Bu saatten sonra zaten Alaz eğer bir yandıysa bin yanmaya başlıyor ve birşeyleri geride bıraktığını düşünürken her şey yeniden tepetaklak oluyor.
Canım Ömer Kaan Çetin başlarda melankolik bir havayla bize Alaz’ın geçmişini sunarken bir yandan da günümüz yaşantısına bizi konuk ediyor ve akıcı bir dille sizi kitaba çekiyor. Alazı okurken onunla beraber ağladığım ve güldüğüm bir çok yer oldu. Kendi içindeki karakter gelişimini yaşarken hep bir şey olacak da bu çocuk yine üzülecek diye korktum ki korktuğum da başıma geldi.
Nurbanu ile olan tatlı bir ilişkileri var ve ilerleyişi çok naif işlenmişti. Bazı yerlerde tebessüm ettim. Nurefşan karakterine gelince ki kendisi çok kilit bir karakter, beni deli etti. Kitabın başında da ona kızıyordum sonununda da kızdım. Kendi haklı sebepleri için Alaz’ı yaktı… ah kaan!!! Nasıl toparlayacaksın çok merak ediyorum o sonu.
Kitabı severek ve hissederek okudum. Özellikle kaan’dan parçalar taşıdığını bilerek daha da çok