🌿Şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum🥀
Şeyh Ali Tantavi'nin kızı anlatıyor :
"Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim.Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu:
"Nereye gidiyorsun kızım?"
"Ninem bunları güvenlik görevlisine götürmemi söyledi," diye cevap verdim.
Bunun üzerine babam,
"Şöyle yap. Mutfaktan bir kaç tabak daha getir. Her bir şeyi ayrı tabağa koy ve tepsiyi güzelce düzenle. Yanlarına kaşık, bıçak ve bir bardak su da koy, öyle götür" dedi.
Dediklerinin hepsini yaptım ve elimdekileri güvenlik görevlisine götürdüm. Dönünce babama neden böyle yapmamı istediğini sordum.
Babam, "Yemek ikram etmek 'Mal' sadakasıdır. Bir şeyi düzgün vermek ise 'Gönül' sadakasıdır. Birincisi karnı doyurur; ikincisi ise kalbi doldurur. Birincisi, güvenlik görevlisine, yardım isteyen dilenci hissini verir. İkincisi, yakın bir dost, iyi bir misafir olduğu hissini verir."
Ne kadar güzel açıklamış değil mi?
Bazen sevgimizi bile bir dilencinin önüne öyle özensizce atıverilen yardımlar gibi sunuyoruz sevdiğimize. Ya da görüyorum bazen babalar çocuklarıyla ilgilenirken hem çocuğa hem de anneye lutfediyor hissini çok aşikar ediyor. Oysaki kıssadaki gibi gönlü doldurmaksa aslolan gönül incelik ister, özen ister. Göz kolay doyar da gönlü doyurmak ruh ister.
Dört duvarlar arasında öyle mutsuz kadınlarımız var ki...
Sorsan eşlerine, çevresine " Yediği önünde yemediği arkasında" der. Oysaki hiç bilmezler gönül açlığının sancısını hiç bir yemek doyurmaz. Ruh beslenmeyince haneye huzur dolmaz...🍂