Daniel Nettle ve Susanne Romaine tarafından kaleme alınan araştırma niteliği taşıyan, çok önemli bir dil bilim kitabı olan Kaybolan Sesler; okunup da rafa kaldırılacak bir kitap değildir. Uzun araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler ışığında dillerin ve kültürlerin nasıl bir yok oluş süreci içerisinde olduklarını çok net bir şekilde okuyucunun önüne seriliyor.
Bir dil nasıl yok olur?
Onu konuşan, gelecek nesillere aktaran, çocuklar tarafından öğrenilmesine katkı sağlayan tek bir insan dahi kalmadığında; o dil ölür. Bir dilin kaybı sanıldığı kadar basit bir durum değildir. Bir dil yok olduğunda onunla beraber bir nesil de yok olur, beraberinde küçük büyük hiç fark etmez bir medeniyet(kültür) yok olur.
Bugün ya da yarın dilimizin aynı zamanda kültürümüzün yok olmayacağının bir garantisi yoktur. Ancak bunun için önlemler alabiliriz: Çocuklarımıza yani gelecek neslimize dili nasıl doğru ve düzgün kullanacağını bizler anlatmalıyız, onlarda sonraki nesillere... Bu şekilde bir nebze de olsa dilimizin can çekişip yok olmasını geciktirebiliriz.
Eğer yaşama sürecinde kendimizi yok ediyorsak öğrenmenin neresi iyi?
Eğitim sadece bilgiye sahip olmak, gerçekleri toplamak ve birbirleriyle ilintilendirmek değildir; yaşamın anlamını bir bütün olarak görmektir...
Zekâ salt bilgi demek değildir; kitaplardan çıkmaz ya da kişinin kendini savunmak için verdiği akıllıca tepkilerden veya başkalarına saldırmak için ortaya attığı iddialardan oluşmaz. Hayatında ders çalışmamış ve eğitim görmemiş olan bir kimse öğrenim görmüş birinden daha zeki olabilir. Bizlerse sınavları ve diplomaları zekâ ölçütleri haline getirerek hayati önem taşıyan insan meselelerini görmezden gelen kurnaz zihinler geliştirdik...
Cahil insan öğrenim görmemiş olan değil, kendini bilmeyendir; öğrenim görmüş insan ise anlayış kazanmak için kitaplara, bilgiye ve otoriteye bel bağlıyorsa aptaldır. Anlayış sadece kendini bilme ile kazanılır ki bu da insanın psikolojik sürecinin toplamı ile elde edilen farkındalıktır. Bu durumda gerçek anlamıyla eğitim, kendini anlamaktır çünkü varoluşun tamamı her birimizin içinde toplanmıştır. Şu anda eğitim olarak adlandırdığımız şey kitaplardan haber ve bilgi toplama durumudur; okuma bilen herkes bunu zaten yapar.
Eğer yaşama sürecinde kendimizi yok ediyorsak öğrenmenin neresi iyi?
Eğitim sadece bilgiye sahip olmak, gerçekleri toplamak ve birbirleriyle ilintilendirmek değildir; yaşamın anlamını bir bütün olarak görmektir...
Zekâ salt bilgi demek değildir; kitaplardan çıkmaz ya da kişinin kendini savunmak için verdiği akıllıca tepkilerden veya başkalarına saldırmak için ortaya attığı iddialardan oluşmaz. Hayatında ders çalışmamış ve eğitim görmemiş olan bir kimse öğrenim görmüş birinden daha zeki olabilir. Bizlerse sınavları ve diplomaları zekâ ölçütleri haline getirerek hayati önem taşıyan insan meselelerini görmezden gelen kurnaz zihinler geliştirdik...
Cahil insan öğrenim görmemiş olan değil, kendini bilmeyendir; öğrenim görmüş insan ise anlayış kazanmak için kitaplara, bilgiye ve otoriteye bel bağlıyorsa aptaldır. Anlayış sadece kendini bilme ile kazanılır ki bu da insanın psikolojik sürecinin toplamı ile elde edilen farkındalıktır. Bu durumda gerçek anlamıyla eğitim, kendini anlamaktır çünkü varoluşun tamamı her birimizin içinde toplanmıştır. Şu anda eğitim olarak adlandırdığımız şey kitaplardan haber ve bilgi toplama durumudur; okuma bilen herkes bunu zaten yapar.