"Divê miriv şivanê peyvên xwe be. Peyvên me giş berxikên ruhê me ne. Bera kes qala hebûn tunebûnê neke ji xeynî wî kesê ku agir berdane bêndera zimanê wî."
Ağdat konağında Tujik Dağı karşısında,tarafımızdan tertiplenen "Kırmızı, yeşil, beyaz renkli Kürdis- tan bayrağı" da dalgalanıyordu. Tabiatıyla Dersim'in hiçbir mıntıkasında Türk nüfuzu, Türk neferi, jandarması ve me- muru katiyyen hüküm yürütemiyordu. Ve esasen o esnada Türkiye'nin ekseri mıntıkaları da anarşi halindeydi.
Tabiatıyla mecliste iki cereyan vardı. Gençler, Kürdistan is- tiklalinin ilanına karar verilmesini istiyorlardı. Meclis reisi Seyid Tahaoğlu Seyid Abdulkadir bu isteğe muhalefet ediyor ve Türklerin şu düşkün zamanında onlara darbe indirilmesinin Kürdlük şiarına yakışmadığını ileri sürüyordu. Ve şimdilik Türklere yardım etmemiz lüzumunda ısrar ediyordu. Ve Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı bir Kürdistan kurulmasında Türk saltanat hükümeti olan Ferit Paşa kabinesiyle de anlaşma bulunduğunu mecliste ifade ediyordu.
Malum olduğu üzere Mustafa Paşa'ya Türkler "Nemrut Kürd Mustafa Paşa" demişlerdi. Çünkü Mustafa Kemal Paşa'nın idamına karar veren işte bu meşhur Kürd vatanperveriydi.
Netice itibarıyla diyebilirim ki, bu devirde Dersim müstesna olmak üzere bütün Kürdistan kan ağlıyordu. Açlık, hastalık, zulüm, tehcir, katliam her taraftan korkunç gad- dar kanatlarını Kürdistan mıntıkası üzerinde germişti. Ka- file kafile Kürd muhacirleri sokaklarda açlıktan, hastalıktan ölüme mahkum bulunuyordu. Sadık bir millet olan Kürd milleti asırlardan beri Türklere yapmış olduğu hudu bekçiliğinin mükafatını tehcirle karşılıyordu. Türkün varlığ İçin ölümü kahramanca selamlıyordu. Bütün varlığını Türk istiklali uğrunda feda ediyordu. Kürdün bu vakarlığını Türk hükümetinin minnettarlıkla değil, ihanetle neticelendirdiğini de bilahare tarih, yakın şark tarihi ispat etmiş oldu ve müsber borcunu ancak Hamidiye Alay kumandanlarını ve diğer Kürd gençlerini idam etmek, kurşuna dizmek gibi hunharane cezalar la ödeyebildi.