(...) İnsanların çoğunun hayal gücü kısıtlıdır. Kendilerine doğrudan dokunmayan, sivri ucu sert bir biçimde ısrarla duyularını harekete geçirmeyen şey, onları neredeyse hiç tahrik etmez; ancak tam gözlerinin önünde meydana gelen ve duygularının dokunma mesafesindeki en ufak bir şey dahi içlerinde ölçüsüz bir tutkuyu tutuşturur. Böyle bir durumda da nadiren gösterdikleri duyarlılıklarının yerini yersiz ve abartılı bir şiddet alır.
Akılda kalıcı bir ifadesi yoktu. Görüp hemen unutulacak cinsten bir çehreye sahipti. Fakat unutulduğunda daima hatırlanma isteği uyandıracaktı. Her ani tutkunun, ruhunun herhangi bir vakitte belirgin imgesini o yüzün aynasına düşürmesinden de değildi bu. O aynada, ayna benzerinde tutku kaybolunca hiçbir izin kalmamasındandı.
Bu dünyadan başka dünyalar da var elbette. Çoğunluğun düşüncelerinden başka düşünceler de sofistin öngörülerinden başka öngörüler de var. Kim sorgulayacak o zaman seni? Kim düşünceler içinde geçen saatlerinden suçlu tutacak? Ya gerçekte sonsuz yasam enerjinin taşkın uğraşlarını beyhude yaşanmış bir öykü diye alaşağı edecek...