Bu hayatta hiçbir şeyin eksiksiz olmadığı hakikatinin tam olarak kavranması, yaşadıklarımızı deneyimleme şeklimizi değiştirir. Birden anların esiri olmaktan kurtuluruz. Burada her şeyin bir bitimi olduğu, hiçbir şeyin eksiksiz olmadığı düşüncesiyle, Allah bize o andan çıkıp her şey olduğu gibi görebilme imkanı verir: bu yaşananlar, tüm âlem değil, gerçeklik değil, geçmiş ve şimdiki zaman değil, sadece sonsuz anlar dizisindeki tek bir andır... ve elbet gelip geçerler.
Eğer gönülden yaşarsak bu dünyayı, inciniriz. Acı çekmemizin nedeni budur. Çünkü manası itibariyle kusurlu ve fâni olan dünya, özlemi için yaratıldığımız her şeyin zıddıdır. Allah, sadece sonsuz ve mükemmel olanla doldurulabilecek bir özlem duygusu yerleştirmiştir içimize. Onu geçici olanla doldurmaya çalışırak aslında bir hologramın, bir serabın peşinden koşuyoruz. Çıplak ellerimizle beton kazıyoruz. Ateşten su çıkarır gibi, fâni olanı bâki olana dönüştürmeye çalışıyoruz. Ve tabii yanıyoruz. Yalnızca, dünyaya umut bağlamayı, dünyayı aslında olmadığı, öyle olması için de yaratılmadığı bir yer, cennet yapmak için çabalamayı bıraktığımız vakit, kalplerimizi kırmayı bırakacaktır dünya.