İnanmadığı şeyi yaşar mıydı insan?
Aşka inansam bile sevmiyordum pek.
Gerçekten üzen şey "aşk" mı; yoksa canı acıtanlar, sevgi sanılıp hayatın herhangi bir noktasından bu sevgiye dahil edilen duygular mı?
İnsan; yalnızken mi daha kalabalıktır, kalabalıklar içinde de yalnız olabilir mi?
Ve sahiden çoğu şey dışarıdan göründüğü gibi değil. Aşk da mı öyle? Çünkü gerçek sevgi acıtmaz. Acıtan, ağlatan, üzen, kızdıran; aşk, sevgi, umut ya da hayat değildir belki de. Bizim bazı durum ve davranışlardan çıkardığımız hatalı sonuçlardır. Hatalar düzeltilebilir; insan değişken bir varlıktır. Belki yılan gibi deri değiştirmiyoruz ama sürekli olarak ya ilerliyor ya da geriye gidiyoruz.
Her ne olursa olsun, hayrımıza olacaktır.🌿
"Biliyor musunuz?" dedi. "Oğlanı ağacın dibinde nasıl bulduklarını... Yağmurun, çocuğun kızarmış, ihtiyarlamış çehresi üzerinde nasıl yol yol aktığını... Gözlerinin, onları gördüğü zaman pırıl pırıl bir Haziran gecesi gibi -evet böyle bir teşbih de yaptılar- yıldızlandığını... Ah ne kadar gülmüşler, ne kadar eğlenmişler!
Ya o hödük, budala, odun, ayı herif, ömründe bu kadar gülmediğini söylerken... Tu!"
Shouvalar tükürüyor, kızıyor, bağırıyor, coşuyordu. Gelip geçenler dönüp dönüp bize bakıyorlardı. Shouvaların lisanı nihayet bir küfür yağmurundan ibaret oldu. Gelip geçenlerden geçtim, biz bir şey anlayamaz olduk.
Bana musallat oldu, ne diyeyim. Bana kalırsa bu bir deli değildir. Çoğumuz gibi hastadır. Hakikatta böyle bir kadın mevcut değildir. Fakat buna kestirmeden hayır da diyemiyoruz. Bu adam, kim bilir ne kadar saf bir çocukluk hayatı geçirmiş. Kafasında bir kadın mefhum/kavram ve hayali vardır. Ve bu yalnız mücerret kadındır. Çirkinliği, güzelliği, zenginliği, fakirliği yoktur. Bu bir tek kadın mefhumudur. Bu adeta onun için bir kadın ilmidir. Hayata tatbik edince güzelliğe, çirkinliğe karışıyor, yaşı değişiyor; elbette ki, 20 yaşından 45 yaşına kadardır.