Zamanlar kafa karıştırıcı olduğunda, herkes biraz kaybolur. Hiç kimse dışarıya görünmeye çalıştığı kadar özgüvenli değildir kendi içinde. İşte bu nedenle okumalıyız, oğlum. Kitaplar, kâğıt fenerler gibi, sisin ortasında bize ışık sağlar.
Eğer yoksulluk bir yer, kasıtlı olarak itildiğiniz veya kazara düştüğünüz düşmanca bir coğrafya olsaydı, lanetli bir orman olurdu -zamanda asılı kalmış nemli, kasvetli, vahşi bir orman. Asla bırakmamaya kararlı dallar sizi tutar, gövdeler yolunuzu kapatır, dikenli çalılar sizi kendine çekerdi. Bir engeli kesip yok etmeyi başarsanız bile, hemen yerini bir başkası alırdı. Başka bir taraftan yol açmak için ellerinizin derisi yüzülene kadar çalışırdınız inatla ama sırtınızı döndüğünüz an ağaçlar tekrar etrafınızı sarardı. Yoksulluk iradenizi tüketirdi yavaş yavaş.
Gitgide daha çok fark ediyordu ki, insanlar üçe ayrılıyorlardı: Güzelliği, gözlerinin içine sokulsa bile, neredeyse hiç görmeyenler; ancak kendilerine açıkça gösterildiğinde takdir edenler ve en beklenmedik yerler de dahil olmak üzere nereye baksalar güzellik bulabilen nadir ruhlar.
Ebeveynlerimizin zayıflıklarının başkaları tarafından görülmesini asla istemeyiz. Onların başarısızlıkları bizim özel meselemiz, kendimize saklamayı tercih ettiğimiz bir sırdır; bu sır herkesin önünde ortalığa döküldüğünde, biz artık bir zamanlar olduğumuz çocuklar olmaktan çıkarız.