Don Kişot Kampçıları profil resmi
Don Kişot Kampçıları kapak resmi
Yılda birkaç kez bir araya gelir, gerek çadırımızı kurar, gerekse bir çatı altına sığınır edebiyata, kültüre sanata ve elbette eğlenceye doyarız.
Bize katılmak ister misin?
https://donkisotkampcilari.blogspot.com/
5 okur puanı
27 Eyl 2019 tarihinde katıldı.
Yılda birkaç kez bir araya gelir, gerek çadırımızı kurar, gerekse bir çatı altına sığınır edebiyata, kültüre sanata ve elbette eğlenceye doyarız.
Bize katılmak ister misin?
https://donkisotkampcilari.blogspot.com/
5 okur puanı
27 Eyl 2019 tarihinde katıldı.
  • Ve beklenen kamp!!!

    Hazırlıklar başlasın, Kolombiya'ya gidemesek de Ağva'da Marquez'i ağırlayacağız.

    Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık, Gogol ve Cervantes kamplarımızdan sonra sıra Güney Amerika Edebiyatı'nın Güneşi "Gabriel Garcia Marquez "e geldi.

    Jose Arcadio Buendia'nın peşine takılıp hep beraber Macondo'yu ziyarete gidiyoruz. Muz şirketi gelmeden önce, dinmeyen yağmurlarda Marquez'in izini süreceğimiz yeni macerada kimler bizimle?

    Üç gün sürecek bu maceraya katılmak ve ayrıntılı bilgi almak için yorum yapabilir, mesaj atabilirsiniz🤩

    Ayrıntılı Bilgi;
    https://www.instagram.com/...rce=ig_web_copy_link

    Kamp Kurallarımız
    Keyifli ve verimli bir kamp yapabilmek için hepimizin uyması gereken bir takım kurallar belirledik.
    Her şey bizim için :)
    1. Kamp atölye çalışması için seçtiğimiz kitabı kamptan önce muhakkak okumak.
    Yüzyıllık Yalnızlık
    2. Çalınan şarkılara türkülere eşlik edilecek (mırıldanma dahi olsa :)
    3.“Sesim kötü, söyleyemem, şiir okumayı beceremem” gibi klişe kaçamak sözler geçerli birer sebep değildir!
    4. Öğün yemeklerini imece usulü ile yapmaya gayret etmeliyiz.
    5. Ateş yakıldığında, etrafında insanların toplanıp sohbet etmesi ve türküler söylemesi kadar güzel başka bir şey yapılamayacağına kanaat getirmekteyiz.
    6.Belli mantık çerçevesinde hoşgörülü ve anlayışlı olmak doğamızda vardır.
    7. Kamp öncesi harcamalar için kamp bedeli önden ödenmelidir.
    8. Temizlik kurallarına da uymalıyız. Gerek çevre gerek ise ortak kullanım alanlarında. (Hepimiz biliyoruz elbet ama yine de aklımızda bulunsun.)
    9. Alkol kullanan arkadaşlar kendi eşik değerini bildiği için üfleme aletine ihtiyacımız olmayacaktır.
    10. Kampa katılan herkes sözleşmeyi kabul etmiş demektir.
  • Yaşar Kemal' e Gidiyoruz!

    Yaşar Kemal'in aramızdan ayrılışının beşinci yıl dönümü haftasında, Yaşar Kemal Vakfı'nın içinde olduğu bu etkinliklerde Yaşar Kemal'i farklı sesler farklı temalarla anlatacak.

    "Meslekte İz Bırakanlar: Yaşar Kemal'i Anıyoruz"
    25 Şubat 2020 Salı, 14.00 - İstanbul Basın Müzesi

    "Umudu Tazeleyenler Yaşar Kemal'i Anlatıyor"
    27 Şubat 2020 Perşembe , 14.00 - Sarıyer Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi

    "Binbir Çiçekli Bahçe" Yaşar Kemal'i Anıyoruz
    28 Şubat 2020 Cuma, 18.00

    "Büyük Usta Yaşar KEmal'e Saygı Konseri"
    28 Şubat 2020 Cuma, 20.00 - BKSM

    "Yaşar Kemal Vakfı Fotoğraf Sergisi"
    24 - 27 Şubat 2020 - Yaşar Kemal Kültür Merkezi


    Bilgi için;
    https://www.instagram.com/...?igshid=q857kg525zpd

    https://www.instagram.com/...?igshid=eq7got0ceger

    https://www.instagram.com/.../?igshid=evr4fqe641s
  • Biz, Don Kişot Kampçıları, bir grup edebiyat sever, kitaplara tutkun, hayatın yükünü satır aralarında hafifletmeye çalışan kimseleriz. Her birimiz farklı mesleklere ve uğraşlara sahip bir grup kitapsever olarak kitapları okuyup rafa kaldırmanın hüznüne karşın bu grubu oluşturduk. İnanıyoruz ki konuşulmadan kalan bir kitap ruhumuza işlemiyor, yazarının boynu bükük kalıyor.

    Madem okumaktan ve kitaplar üzerine sohbet etmekten haz duyuyoruz bunu daha geniş gruplar ile birlikte yapalım, kuru kuru birkaç cümle edip de geçmeyelim, bunu bir etkinlik haline getirelim diyerek kolları sıvadık.

    Peki neden herhangi bir kitap kulübü değil de kitap kampı kurduk? Hepimiz daha önce çeşitli kitap gruplarına misafir olmuştuk, hala daha devam ettirdiğimiz kitap kulüpleri de var fakat bir kitabı sindirmek, kitabın dünyasını yaşamak için bir kaç saat ne yeterli ne de tatmin edici oluyor. Bu yüzden bir kaç gün şehirden izole bir ortamda, mümkünse doğanın kucaklayıcılığında uzun uzun konuşalım, tartışalım, hem eğlenelim hem de öğrenelim dedik.

    Buraya kadar hepsi tamam ama nereden başlamalıydık? Okumak dediğimiz derin, sonsuz bir okyanus. Neresinden bir kaşık alıp da susuzluğumuzu gidermeliydik?

    Birbirimizle tanışma hikayemizde ortak paydamız Yaşar Kemal idi. Madem Yaşar Kemal sayesinde kaynaştık, madem odağımız Yaşar Kemal o zaman ilk kampımız da buna işaret etmeliydi. Zaten Yaşar Kemal için de bir şeyler yapmak istiyorduk, böylece iki fikir birleşti ve 5 - 8 Temmuz 2018 tarihinde Kuşadası’nda geleneksel hale gelecek olan 1.Yaşar Kemal Kampımızı gerçekleştirdik.
    (Detayları https://donkisotkampcilari.blogspot.com/...ar-kemal-kampmz.html adresinden okuyabilirsiniz.) Bu dört günlük ortak yaşam bize öyle çok şey katmıştı ki bir sonraki kamp için sabırsızdık.

    Bu arada ismimizi nasıl aldığımızdan ve logomuzun hikayesinden bahsetmedik.

    Ne diyordu Yaşar Kemal; “Kahramanlar içinde en çok Don Quijote’u seviyorum çünkü; Don Kişot olmasaydı kahraman sayılan insanları biz daha çok tanrılaştıracaktık.” İşte günümüz edebiyatında da öyle tanrılaştırılmış, öyle şişirilmiş kitaplar vardı ki biz de bu kitaplara karşı Don Kişot rolü üstlenip savaşmayı uygun bularak bu ismi aldık. Logomuzu da bizim için iki kahramandan esinlenerek oluşturduk. Biri tüm dünyanın kahramanı, adaletsizliğe savaş açmış asil şövalye Don Kişot, diğeri Çukurova’nın sıcağında pişip tüm Anadolu'nun kahramanı ve mecbur adamı olmuş İnce Memed. Kendimize Don Kişot’un ve İnce Memed’in gölgesinin izinden giden “Sancho Panza”larız da diyebiliriz.

    İşte böyle oluştu Don Kişot Kampçıları. İlk kamptan bu zamana dek; 1 Sabahattin Ali, 1 Sait Faik Abasıyanık, 1 Nikolay Vasilyeviç Gogol kampı gerçekleştirdik. Tabi 2.Geleneksel Yaşar Kemal Kampımızı da yaptık. Bugünlerde büyük “Don Kişot Kampı” için hazırlanıyoruz.(#53474907)

    Yaz kampları çadırlı, kış kampları uygun bütçeli yataklı… Hepsinin yeri ayrı, hepsinin anıları eşsiz.

    Kamplar dışında da etkinliklerimiz oldu elbette. Hep birlikte Onur Barış’ın “Benden Hikayesi” filmini yönetmeni ile birlikte izledik. Yönetmenle daha önce Sait Faik kampımızda bir araya gelmiştik ama filmi bir kez daha izlemek isteyenlerle ve izlememiş olanlarla filmi buluşturmak için ortak bir etkinlik düzenledik.

    Yaşar Kemal’i kendi kitaplarından tanıtmak, edebiyat Don Kişotları olmak, yanlış bilgilerin önüne geçmek misyonu ile önce çocuklara daha sonra da kitapsever yetişkinlere kitaplar gönderdik. Biz bunları yaparken çok kıymetli bir tesadüf, Yaşar Kemal’in değerli eşi Ayşe Semiha Baban’ın bizi keşfetmesi oldu. Bizim için çok sevindirici bir o kadar da heyecanlı geçen buluşmayı Yaşar Kemal’in evinde de yaptık ya sırtımız yere gelmez artık. Bizi evine davet ettiği günkü heyecanımız hala canlı bir hatıra.

    Sırası geldi Orak film ile birlikte özel gösterim ayarlayıp “Yaşar Kemal Efsanesi” filmini izledik. Hem de Yaşar Kemal’in bize mirası Ayşe Semiha Baban ile. Ayşe Hanım’ın güzel sözleri bizi daha da motive etti.

    Instagram sayfamızda ödüllü sorular sorup bilenlere bazen kitap hediye etmeye, bazen bir tiyatroya bazen bir operaya, bir gösteriye bir etkinliğe bilet hediye etmeye hala devam ediyoruz, bizi takip etmiş miydiniz? ( https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/ )

    Özetle dünyamıza ve edebiyata katkı sağlayan her oluşumun destekçisiyiz. Bu bazen doğaya dönüş olurken bazen sanatsal bir girişim olabiliyor. Tamamen gönüllü bir grubuz ve kendimizin keyif almayacağı, faydalanmayacağı üstesinden gelemeyeceği herhangi bir etkinliğe kalkışmama düsturu edinmiş bulunuyoruz.

    Kamplarımız tamamen imece usulüne dayalı etkinlikler olup, kamp boyunca bir yazarın hayatını, hayatının eserlerindeki izdüşümünü kovalıyoruz. Kah ödüllü bilgi yarışmaları yapıyor, kah yaratıcı drama ile zenginleştirilen etkinliklerle okumalar yapıyor, kah bir kitabın atölyesini yaparken hep bir ağızdan şarkılar - türküler söylüyor, şiirler okuyoruz. Belgeseller, filmler izleyip üzerine konuşuyoruz, kampını yaptığımız yazarın ve kitabının öğrenilmedik bilgisini bırakmıyoruz. Bu çılgın dünyadan kaçıp edebiyata sığınıyoruz. Her geçen gün yeni fikirlerle, yeni bilgilerle gelişiyor, büyüyoruz. Devam ettirebileceğimiz yere kadar pes etmemeye kararlıyız, sonuçta Don Kişot’un azmine, Yaşar Kemal’in umuduna sahibiz başka neye ihtiyacımız olabilir ki?

    Bir sonraki kampa siz de katılıp bu yolculuğun bir parçası olmak istemez misiniz? Haydi! Yeryüzünün bütün okurları birleşelim.

    Don Kişot Kampçıları
    http://donkisotkampcilari.blogspot.com
    https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
    https://twitter.com/donkisotkamp
  • Beklenen büyük Don Kişot Kampı için biz hazırız.🤓 Hazırlan Sancho gidiyoruz!

    La Mancha'dan yola çıkıyoruz, 21-22 Aralık'ta Burgazada'da buluşuyoruz!

    Peki bu kampta neler olacak?
    ✔Sürpriz hediyeler
    ✔Ödüllü bilgi yarışmaları
    ✔Don Kişot kitabının atölyesi(YKY 2.cilt baskı)
    Don Quijote
    ✔Özel gösterimler
    ✔Bol bilgi bol eğlence unutulmaz deneyimler ve daha niceleri...

    2 gün boyunca romanın babası Cervantes'in izinde Don Kişot'un mızrağıyla başımızda leğenimiz, kurmaca dünyanın kapılarını aralıyoruz. Bu kutlu görevde bizimle misin?

    Kamp Yeri: Burgazada Öğretmenevi
    Kamp Tarihi : 21-22 Aralık 2019
    Ücret: Kalacak yer için 1 gece konaklama+kahvaltı öğrenci ve memur 80 TL / sivil 100 TL
    Kamp katılım ücreti 40 TL (hediyeler, sürprizler vs için)
    Katılım için 15 Kasım tarihine kadar bilgi verilmesi gereklidir.
    Mesaj yoluyla bizlere ulaşabilirsiniz.

    Irtibat : Roquentin - NigRa

    KAMP KURALLARI
    Keyifli ve verimli bir kamp yapabilmek için hepimizin uyması gereken bir takım kurallar belirledik.
    Her şey bizim için :)
    1. Kamp atölye çalışması için seçtiğimiz kitabı kamptan önce kesinlikle okumak.
    Don Quijote
    2. Programda belirtilen tüm etkinliklere katılmayı taahhüt etmek.
    3. Programımız yoğun zamanımız kısıtlı olduğundan öğün yemeklerini bir arada yemeye gayret etmeliyiz. Sabah kahvaltısı konaklamaya dahildir.
    4.Belli mantık çerçevesinde hoşgörülü ve anlayışlı olmak doğamızda vardır.
    5. Temizlik kurallarına da uymalıyız. Gerek çevre gerek ise ortak kullanım alanlarında. (Hepimiz biliyoruz elbet ama yine de aklımızda bulunsun.)
    6. Alkol kullanan arkadaşlar kendi eşik değerini bildiği için üfleme aletine ihtiyacımız olmayacaktır.
    7. Kampa katılan herkes sözleşmeyi kabul etmiş demektir.
  • Beklenen büyük Don Kişot Kampı için biz hazırız.🤓 Hazırlan Sancho gidiyoruz!

    La Mancha'dan yola çıkıyoruz, 21-22 Aralık'ta Burgazada'da buluşuyoruz!

    Peki bu kampta neler olacak?
    ✔Sürpriz hediyeler
    ✔Ödüllü bilgi yarışmaları
    ✔Don Kişot kitabının atölyesi(YKY 2.cilt baskı)
    Don Quijote
    ✔Özel gösterimler
    ✔Bol bilgi bol eğlence unutulmaz deneyimler ve daha niceleri...

    2 gün boyunca romanın babası Cervantes'in izinde Don Kişot'un mızrağıyla başımızda leğenimiz, kurmaca dünyanın kapılarını aralıyoruz. Bu kutlu görevde bizimle misin?

    Kamp Yeri: Burgazada Öğretmenevi
    Kamp Tarihi : 21-22 Aralık 2019
    Ücret: Kalacak yer için 1 gece konaklama+kahvaltı öğrenci ve memur 80 TL / sivil 100 TL
    Kamp katılım ücreti 40 TL (hediyeler, sürprizler vs için)
    Katılım için 10 Kasım tarihine kadar bilgi verilmesi gereklidir. Mesaj yoluyla bizlere ulaşabilirsiniz.

    Irtibat : Roquentin - NigRa

    KAMP KURALLARI
    Keyifli ve verimli bir kamp yapabilmek için hepimizin uyması gereken bir takım kurallar belirledik.
    Her şey bizim için :)
    1. Kamp atölye çalışması için seçtiğimiz kitabı kamptan önce kesinlikle okumak.
    Don Quijote
    2. Programda belirtilen tüm etkinliklere katılmayı taahhüt etmek.
    3. Programımız yoğun zamanımız kısıtlı olduğundan öğün yemeklerini bir arada yemeye gayret etmeliyiz. Sabah kahvaltısı konaklamaya dahildir.
    4.Belli mantık çerçevesinde hoşgörülü ve anlayışlı olmak doğamızda vardır.
    5. Temizlik kurallarına da uymalıyız. Gerek çevre gerek ise ortak kullanım alanlarında. (Hepimiz biliyoruz elbet ama yine de aklımızda bulunsun.)
    6. Alkol kullanan arkadaşlar kendi eşik değerini bildiği için üfleme aletine ihtiyacımız olmayacaktır.
    7. Kampa katılan herkes sözleşmeyi kabul etmiş demektir.
  • Istanbul için Yaşar Kemal Efsanesi filmi vakti geldi demiştik. Vakit yaklaşıyor, sizlerin de bizim gibi heyecanlı olduğunuzu umuyoruz.😊

    Film gösterimi 5 Ekim 2019 tarihinde 
    Yönetmen Aydın Orak'ın da katılımıyla
    Yeşilçam Sineması - Vault 34 Taksim'de saat 17.00'de gerçekleşecek. 

    Film çıkışında söyleşi dışında, etkinlik için sürpriz ve hediyeler de hazırladık.😏

    Sonradan keşke gitseydim dememek için bu cumartesi gelin filmi hep birlikte izleme deneyimini paylaşalım.

    Filme gelmek isteyenler bu hesap üzerinden ya da https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/ hesabı üzerinden bizlerle iletişime geçerse organizasyonu daha sağlıklı yürütebiliriz.

    Haydi gelin Yaşar Kemal'i analım, anlatalım, konuşalım!
  • Bugün günlerden Cervantes❤

    Doğumunun 472. Yılında grubumuzun babası Cervantes 'i anacağız, bugüne hazır olun , haydi başlayalım...

    Miguel de Cervantes Saavedra (29 Eylül 1547 - 22 Nisan 1616), İspanyol romancı, şair ve oyun yazarıdır. Modern Avrupa'nın ilk romanı olarak kabul edilen Don Kişot, Batı edebiyatının klasikleri arasında yer alır ve bugüne kadar yazılmış en iyi kurgusal eserlerden biri sayılır.

    #cervantes #donkisotkampcilari #donquijote #donkisotkampi #donkisot.
  • İstanbul için Yaşar Kemal Efsanesi filmi vakti geldi.

    Film gösterimi 5 Ekim 2019 tarihinde
    Yönetmen Aydın Orak'ın da katılımıyla
    Yeşilçam Sineması - Vault 34 Taksim'de saat 17.00'de grçekleşecek.

    Aydın Orak’ın yönetmenliğinde hazırlanan belgeselde, dünyaca ünlü yazar Yaşar Kemal’in hayatı anlatılıyor.

    Doğumundan ölümüne kadar tüm hayatının ele alındığı, yapımda arşiv görüntüleri, ses kayıtları yer alıyor.

    Yaşar Kemal’in kendi ağzından ve dostlarının anlatımlarıyla usta yazar hakkında bilinmeyen birçok şey gün yüzüne çıkıyor.

    Bizimle birlikte filmi izlemek isteyen herkesi bekleriz. Filmin çıkışında söyleşi olacaktır.

    https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
  • Ve nihayet isim babamızı onurlandırmanın vakti geldi. Hem roman türünün hem de modern romanın ilk örneği, Cervantes'in yaklaşık 450 yıl önce yazdığı ancak güncelliğini asla yitirmeyen, nesilden nesile zevkle aktarılan bu muhteşem eserin kampını yapmak için kolları sıvadık, öyle ya işimiz zor.

    Yel değirmenlerine karşı başımızda leğenimiz, bir elimizde kutsal kitabımız Don Quijote diğerinde sopamız, önümüzde paslı zırh ardımızda sadık dostumuz Sancho ile düşüyoruz kamp yollarına.
    Bizimle bu maceraya var mısınız?
    Ayrıntılı bilgi çok yakında...
    Don Quijote

    Bizi takip etmeyi unutmayın :)

    https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
    https://www.twitter.com/donkisotkamp
  • “Gogol dedik çıktık yola
    Don Kişot’la kurduk oba
    Palto’suyla Burun’uyla
    Sen ne büyük adamsın Gogol Amca”
    Merih B.

    “Burnumuzun ucunu görecek durumda değilken, burnumuzun dikine giderek, Rus edebiyatına burnumuzu sokalım dedik. 'Büyük Burnu', pardon Nikolay Vasilyeviç Gogol’ü seçtik . Peki bu üç günü burnumuz kaf dağında mı gezdik? Ne gezer… Gogol, hepimizin burnunu sürtmeyi başardı. Ama biz yılmadık. Hiçbir bilgiye burun kıvırmadan hatta canımız burnumuza gelerek burnumuzun dikine gittik. Sonuç mu ne? Hık deyip Gogol’ün burnundan düşmesek de Gogol’ün dünyasıyla burun buruna gelmeyi başardık.
    Evet, herkesin burnu yerindeyse bu yolculuğu burnu kanamadan hallettik demektir, o zaman başlıyoruz.”

    Rusya’dan gelen soğuk hava dalgasını Gogol’la yumuşatarak yazı bitirmeye karar verdik. Üç gün süren bu kutlu görevde tam manasıyla Gogollendik diyebiliriz.
    Peki, bu üç gün nasıl mı geçti?
    Çaylar kahveler hazırlansın, hazır mıyız?
    Şu müziği de iliştirelim de başlayalım yolculuğumuza…
    https://www.youtube.com/watch?v=6LuREkiF_Hs

    Efenim kimimiz başkentten düştü yollara, kimimiz Kocaeli, kimimiz Aydın, kimimiz kadim şehir İstanbul ve tabii merkezimiz tarihi şehir Bursa’dan. Şehre ayak basınca “Cağnımız organizatöremiz Kevser” aracılığıyla özel aracımız bize merhaba dedi. Herkesi toplaya toplaya pek bir rahat geldik obamıza. Bu yolda son dakika rahatsızlanan arkadaşlarımıza geçmiş olsun der haklarını bir sonraki kampa saklarız.

    Ve obaya varış!
    Yemyeşil doğası, binbir çiçekli bahçesiyle nehir kenarında konuşlanmış kampçı dostu “Dostum Doğa Sporları ve Turizm Merkezi” tam bize göreymiş. Söğüt ağacının altında enfes nehir manzarasına karşı kurduk obamızı. Gogol’ün bayrağını göndere çekerek ilk demiri günahsıza da çaktırdık ya artık sırtımız yere gelmez :)

    Bayrağımızın büyüklüğü bizi sarıp sarmalamak isteyen Gogol’un gözlerinden piksel piksel anlaşılıyordu.

    Bayrağımızı açarken :)

    https://www.youtube.com/watch?v=U7lN0BPLDrw

    Ve artık başlasın kampımız…
    Geleneksel tanışma etkinliği ile hem kaynaştık hem de gelecek üç günün sinyallerini aldık: Çok eğleneceğiz :)

    Kaynaşan grubu aldı bir ürperti, dedik Novodeviçi mezarlığından haber geldi, artık vaktidir Gogol’u selamlamanın, var mısınız onu daha iyi tanımaya?
    Kızımızı Gogol’u en iyi tanıyan tüccara mı yoksa burun sahibi 9. Dereceden memur Çiçikov’a mı versek kararsızlığını gidermek için bir yarışma yapmak şart oldu. Çay ve simidin sponsorluğunda kıran kırana geçen yarışmanın gruplarına bir bakalım

    merih Bozdemir ve fotoğraf karesinde olmayan Özlem (Yaz) :)

    Bengü ve Nesrin

    Samet Ö. ve A.Rahim Kara

    Jüri ve moderatörler
    Selman(Selman Ç.) - Elif(Roquentin) - Kevser(NigRa)

    Neler öğrenmedik ki, Gogol Bordello'yu, Novodeviçi mezarlığında ülkemizi temsilen yatan mezar arkadaşı Nazım’ı, peygamberimiz Puşkin’i, tiyatrolarını, filmlerini ve daha neler neler…

    Ve kazanan... and the Gogol awards goes to…
    "Eşit Ağırlık" grubu
    Bu da ödül törenimiz…
    https://youtu.be/G3JkGTe0xg8

    Bilgi yarışmasında çok çaba sarf ettiğimiz için enerji toplamaya doğru mangal başına. Efenim grubumuzun her bir üyesinin on parmağında on marifet olduğu için dört koldan çalışarak bu enfes sofrayı hazırladık.

    Her kampımız bir yenilikle kendini geliştiriyor efenim
    Ülkemizde iyi şeyler de oluyor dedirten bir bilgi vermek isteriz. 2010 yılında TRT Türk'te yayınlanan, “Kentler ve Gölgeler” kentlerin ruhunu yansıtan sembol isimlerini, yaşamlarından örneklerle; Türkiye’nin başarılı isimlerinin eşliğinde, yaşadıkları ülkelerin atmosferinden ekranlara getiriyor. Türkiye’den alanlarında uzman sanatçılar, Avrupa’daki meslektaşlarının peşine düşüyorlar. Sanatlarıyla damgalarını vurdukları şehirlerde, onların izlerini sürüyorlar.
    Biz de Gogol’u daha iyi anlamak için, doğduğu ve edebiyatının beslendiği topraklarda Kiev’de dinledik. Film aralarında yaptığımız sohbetler de ayrı bir hava kattı, muhteşem bir paylaşım yaptık.

    https://www.youtube.com/...7_cPzE314&t=757s

    İlk günü kapatırken olmazsa olmazımız ateş başında şiirli şarkılı eğlencemiz…

    Bengü arkadaşımızın ukulelesi ile Gogol başlığında çıktığımız yola, müzikle beslenip Nazım Hikmet Ran’a Cem Karaca’ya Can Yücel’den Ahmed Arif’e tüm kalplere dokunarak uçtuk dünyanın tüm topraklarına…
    Gece bizi devirmedi, biz devrildik de döküldük yollandık çadırlara ertesi güne umut ve heyecanla.
    https://youtu.be/epNvAT0lK5o

    2. gün

    Sabah güneşini selamladık hep beraber, geleneksel uyanma marşımızla, hangisi mi?
    https://www.youtube.com/...zSadTJ5LL-8&t=7s

    Yoğundu bugün programımız, dört koldan hazırlıklar tamam, bir takipçimizin de deyişiyle "Yığışıp Gogol danışılacak." Evvela bir ısınma oyunu lazım bize, kitabı konuşmadan kendimizi konuştuk ki iletişim dilimizi öğrenelim. Dinliyoruz konuşuyoruz ya hazırız artık Gogollenmeye.
    Don Kişot Kampçıları'nın kitap atölyeleri başkadır, hem çok renkli hem bol kaynaklı hem de yaratıcı drama etkinlikleriyle desteklenir.
    Yazarın eserin her adımını anlamaya ant içmiş çıkarız yola, durur muyuz?
    Durmayız.

    Atölyeye başlamadan önce tüm katılımcılarımıza bir hediyemiz vardı.
    Erdal Öz’ün 1956-1998 yılları arasında, aralıklarla tuttuğu günlükleri: Yarın, Nasıl Bir Gün Olacaksın?
    Erdal Öz, 50’li yılların ortalarında, yirmili yaşlarının başlarında tutkulu bir gençtir; durmadan okur, kendi kuşağından arkadaşlarıyla birlikte “yeni” bir edebiyat dilinin peşine düşer. 70’lerde edebiyat tutkusuna devrimci düşünceler eklenir, sahibi olduğu Sergi Kitabevi’nin paket kâğıtlarına yazdığı alıntılar gerekçe gösterilerek tutuklanır, günlüklerini küçük kâğıtlara yazar. 90’lı yıllarda artık ünlü bir yazar ve yayıncıdır. Ülkesinin sorunlarıyla ilgilenmekten de, edebiyat tutkusundan da hiç taviz vermemiş bir yazar…

    İşte Atölyemiz;
    (Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton)

    Önce Rusya dolaylarından ezgilerimizle yola çıktık, Neva Bulvarı boyunca dizilmiş tablolarını sergileyen ressamımız Çartkov’un tablolarının önünde Piskarev’le bir soluk aldık, Akakiy’in soyulduğu Kalinkin köprüsünde dolaştık, ah burda olsak kaptırır mıydık Palto’yu, bindiğimiz gibi faytonumuza uzaklaşırdık İspanya Kraliyet Sarayı’mıza doğru, bir de kaptırmamaya çalışarak burnumuzu…
    https://www.youtube.com/watch?v=yPpfDUgVnmU

    Bunlar da atölyemizden kareler

    Saatlerce süren Gogollenmeden neler neler çıkardık.
    Dinleyelim arkadaşları;

    İlk öykümüz;
    Neva Bulvarı

    Neva Bulvarı’nda yürüyen insanlar tıpkı bir podyumda yürür gibi bulvara çıkmadan önce özenle hazırlanıp kendilerini gösterme derdindeydi. Bu bulvarda her şey bir maskenin ardına gizlenmişçesine sunilik barındırıyordu. Sanki burada zaman ikiye bölünüyordu. Öğleden önce insanların yaşam telaşıyla hızla akan caddede, öğleden sonra adeta ağır ve gösterişli bir şölen düzenleniyordu.
    Neva Bulvarı'nın tasvirini okuduğumuzda adeta bir sosyal medya çağrışımı geliyor aklımıza. Çünkü "Neva Bulvarı, insanoğlunun yarattığı en iyi şeylerin sergi alanı niteliğindedir. Herkes bir şeylerini göstermeye çalışır." ayrıca Gogol "Düşlerimizde gördüğümüz şeylerle gerçek dünya arasında ne kadar uyum varsa, onunla Petersburg halkı arasında da o kadar uyum vardı." diye tanımlıyor Neva Bulvarı'nı. Baktığımızda da aslında sosyal medyada gördüğümüz ve gerçek olan arasında da benzer bir ilişki var diyebiliriz.
    İşte tam burada iki arkadaşın, ressam Piskarev ve teğmen Pirogov’un öyküsü vuku bulur. Caddede yürüyen iki güzele meyleden bu arkadaşlardan Piskarev yani, sanatın, duyguların ve hayallerin insanı, yani bir ressam, bir kadına vurulur, peşinden gider.
    Neva Bulvarı’nın ışıltıları altında güzelliği, giyim kuşamı ile kendine yücelik katmış kadının iffetsiz olmasını kaldıramaz ve düşler âleminde kaybolup gider öyle ki; ”Sonunda tüm yaşamı düşler oldu, bu değişimle birlikte de gerçek âlemle düşler âlemi yer değiştirdi sanki ve şöyle bir terslikle yüz yüze kaldı: Uyanıkken uyuyordu, uykudayken ise uyanıktı.”
    Bir çöküşün öyküsüdür Piskarev’inki.
    Dönemin insanlarını, kadını ve erkeği, şehrin aldatan ışıltısını çok güzel işlemiştir Gogol. 200 yıl geçmesine karşın pek de bir şey değişmemiş sanırım. Günümüzün Neva Bulvarı da instagramdır, facebooktur, onbeş kameralı telefonlardan çekilen filtrelenmiş bir dünyadır Neva Bulvarı.
    O yüzden biz biz olalım, Neva Bulvarı’na inanmayalım!

    Burun
    Bir sabah uyandığınızda yatağınızda böceğe dönüşmüş olarak uyanabilir; kahvaltı masanızda ekmeğinizin içinden bir başkasına ait burun çıktığına veya kendi burnunuzun dikine giderek gezintiye çıktığına şahit olabilirsiniz. Yaşamın size ne sürprizler hazırladığını bilemezsiniz öyle değil mi? Gogol’un Burun öyküsünü okuduğunuzda büyüsel ama bir o kadar da gerçek bir dünyaya gideceksiniz. Gideceğiniz bu dünyada burun öyle yükseklerde görür ki kendini üçüncü dereceden bir memurmuşçasına dolaşır sokaklarda. Zaten gerçek hayatta da insanın makamı yükseldikçe “burnunun büyüdüğüne” şahit olmuyor muyuz?
    Burnunu kaybeden, sekizinci dereceden bir memur olan Kovalev’in burnunu araması, burnun bir kişiliğe bürünmesi, kabullendiği anda geri gelmesini anlatır. Fakat nasıl bir anlatım! Bu burun Kovalev’in karakteri midir? Kibri mi?, Hayalleri midir? Yoksa alelade bir burun mu? Ya da her şey bir rüyadan mı ibaret?
    Bütün bunları anlatırken bir taraftan da dönemin bürokrasisini eleştirir Gogol. Burnunu bulmak için gittiği gazete çalışanının, zengin bir kadının kayıp köpeğinin ilanını yazarken Kovalev’in burnu için çaba sarf etmemesi, emniyet müdürünün onunla alay etmesi, insanların kayıtsızlığı… Sonunda büyü gibi nedenlere bağlaması da çaresiz kalan insanın nelere sığınabileceğini gösteriyor.
    Hikayede alt zümreden olan bir berberin bir şey yapmamasına karşın suçlu bulunması, burnun onun ekmeğinden çıkmış olması da ayrıca güzel bir iğnelemedir. Ekmek emeği temsil eder, burunu da sümük, yapışkan gibi düşünürsek pisliği çağrıştırdığını görebiliriz. Rusya'daki o dönem memurlar arasındaki yolsuzluk, rüşvet gibi durumlar da halkın emeğinin sömürülmesi ya da haksız kazanç gibi yorumlanabilir.
    Rusça “HOC” olarak yazılan burun tersten okunduğunda “COH”, yani hayal anlamında kullanılır. Karakterimiz burnunu kaybettiğinde aslında hayallerini de kaybediyor.
    Peki, burunla ilgili deyimleri hiç düşündünüz mü bu hikayede?
    Burnu havada olmak
    Burnunu sokmak
    Burnu düşse almamak
    Burnu büyük olmak
    Burnu Kaf Dağı’nda olmak
    Burnunda tütmek
    Burnundan fitil fitil getirmek
    Burnunun dikine gitmek
    Burun kıvırmak…
    Burun ile ilgili Nabokov "Onun yaratıcı çalışmalarını incelerken Leitmotiv olarak burun ile hep karşılaşacağız; kokuları, hapşırıkları ve horultuları onun kadar büyük bir hazla betimleyen yazar bulmak zordur. Şu ya da bu kahraman, sanki burnu bir el arabasına konmuşçasına, yuvarlanaraktan konuya dalar;" yazmış ki Gogol'un hangi öyküsünü okusak gerçekten de dediği gibi burunlarla karşılaşırız. Adeta ayrı bir karakter gibi önemli burunlar Gogol için. Kendi burnu çirkin diye mi böyle yoksa Freudsal bir anlam mı aramalıyız (burun – penis ilişkisi/kastrasyon karmaşası) bilemeyiz.
    Ama okurken çoğu kez tebessüm ettirdiği ve hikayelere sıcak bir hava kattığı aşikar.

    Portre
    Sanat sanat için mi sanat para için mi?
    Tüm insanlığın lanetini üzerinde taşıyan bir tefeci, onun ürkütücü gözlerini ve gizlerini betimleyen portresi... Paranın ve şöhretin gücüne yenik düşerek ideallerinden vazgeçen ve sonunda portrenin lanetine bulaşıp aklını iplerini elinden kaçıran ressamın öyküsü size kimliğimizi sorgulatacak...
    Sanat ortaya neler çıkarabilir, neyin peşindeyiz, hayat ideallerimiz neler, iç dünyamız sanatı nasıl etkiler? İki kısımda oluşan portrede bu meselelerin hepsi üzerine düşünebiliriz. Çartkov’un idealist temiz bir ressamdan bir canavara dönüşümünün öyküsünü anlatırken bizlere de düşünecek birçok mesele bırakmıştır Gogol.
    Bu öyküdeki portenin canlanıyor, ruh kazanıyor olması Oscar Wilde’in Dorian Gray'in Portresi eserini de anımsatıyor. Özellikle ikinci bölümde portrenin yapılış hikayesi anlatılırken "...bu çizgileri tuvaline aslına uygun bir biçimde aktarabilirse doğaüstü bir güçle sürüp gidecekti yaşamı, böylece de bütün bütüne yok olmaktan kurtulacaktı; bu dünyada varlığını sürdürmesi gerekiyordu onun" kısmı tamamen gençliğini hep korumak istediği için doğaüstü bir güçle anlaşan ve kendisi yerine portresi yaşlanan Dorian Gray'i. Belki de Gogol'un ressamı Çartkov da Dorian Gray gibi ruhunu şeytana yani paraya satıyor diyebiliriz.
    “Kuşkusuz abartma payı vardı bu öykülerde” diyerek ne kadar fantastik dünyalarda gezindiğini de bizlere aktarır. Öbür taraftan resim sanatı aracılığıyla sanat alanında eleştirisini yaparken edebi alanda da ne kadar özgün, kendi çizgisinde bir edebiyatçı olacağını da bizlere göstermiştir. Kitapta yer alan diğer eserlerine nazaran daha fazla açıklama gereği duyduğu bu hikayede, ilk bölüm sonu itibari ile bizlere yeterli mesajı verebilecekken, ikinci bir bölümle hikayedeki eksikleri kendisinin doldurmuş olduğu bir eserdir.

    Palto
    “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık.”
    İçinde bulunduğu sistemin gaddarlığını esprili bir dille anlatmıştır Gogol kendinden sonrakilere. İhtiyaçlarını karşılamak adına büyük sıkıntılara giren Akakiy Akakiyeviç’in hikayesidir bu, doğduğunda hayatın güzel bir isim sunmadığı bir insanın öyküsüdür, dünyaya müdahale etmeyen, tek görevi yazıları temize çekmek olan bir adam. Yegane zevki işidir, eğlenmez, arkadaşlık kurmaz, yer içer ve uyur. Ellili yaşları geçkindir ve terfi alamamış çalışkan bir memurdur. Hoş terfi şansı gelmiş olsa da geri çevirmiş ve bildiği iş olan temize çekme memurluğuna devam emiştir.
    Yüzyıllar geçip coğrafyalar değişse de bazı insanların insanı insan yapan değerlerden ne denli yoksun olduklarını bir kez daha görmemizi sağlamış pek sevgili yazarımız Gogol. Öykünün başkişisi Akakiy Akakiyeviç’in adı soyadı bile bu kahramanın tekdüzeliği ne kadar içselleştirdiğini kanıtlar nitelikte.
    Sistemin bu saf ve çalışkan insan karşısında ne kadar gaddarlaştığını anlatırken, bürokrasinin lüzumsuz işlerini de eleştirir Gogol. Bir palto almak için çalışırken yaktığı muma kadar tasarrufa giden Akakiy, önce insanların saldırılarıyla, sonrasında bürokrasinin tokatıyla alt üst olur. Gogol, Akakiy’in hayaleti ile intikam alır tüm bu sistemden. Gerçekten Akakiy’in hayaleti midir, yoksa vicdan muhasebesi mi yahut sistemin bir gün gelip güçlü ettiklerini yutabilecek olması mıdır tartışılır.
    Kitapta hiçbir anlatılan tesadüfi değil. Olayların gerçekliği Gogol'un sarkastik anlatımıyla muhatabının yüzünde Petersburg'un soğuk rüzgarları kıvamında bir tokat etkisi yaratıyor. Yazarımızın bu eseri yazarken, kendisine anlatılan ve etraftakileri güldüren bir hikâyeden yola çıkmış olması da onun sıradanın ardındaki acı gerçeği görme yetisi konusunda ne denli başarılı olduğunu gösteriyor.
    Eser boyunca yazar anlatıcı okuyucuyla sohbet ederek modern anlatı geleneğinin kalıplarını aşıp anlatıya farklı bir üslup özelliği katıyor. Biçem özellikleri bir yana bu kitap gerçekten kendiyle ve toplumla hesaplaşmak isteyenler için bulunmaz bir nimet...
    Uzun lafın kısası palto meselesi her çağın meselesidir, haliyle Dostoyevski Gogol’un paltosundan çıktığımızı söylerken besleneceği kaynağı da işaret etmiştir. Tolstoy’dan, Dostoyevski’den yer kalmamıştır belki o paltoda ama bizler de bir köşesinden tutabiliriz bu paltonun.

    Bir Delinin Anı Defteri
    Algıladığımız gerçekliğin ne kadarının bize ait, ne kadarının kurgusal bir düzenin bir parçası olduğunu biliyor muyuz? Bir günlük tutsak ve orda düşlediğimiz ülkenin kralı olsak kim karşı çıkabilir bize? Umduğumuz dünya yaşadığımızdan daha güzelse böyle bir düzenin parçası olmak orda düş uykusuna yatmak güzel olmaz mı? Bir Delinin Anı defterini okurken herkes kendi ütopyasını kurgulamalı çünkü bu çirkin düzenden kaçmak için bir yerlerden başlamak gerekiyor.
    Köpekten mektuplar almak, büyük şeyler olacağını hissederken ispanya kralı olmak, görevin müdürün kalemlerini açmakken müdürün kızının senin aşkından yanıp tutuşması… Hayat böyle insanlar için çok zordur, bir taraftan krallığın tüm yükü, öbür taraftan Sofie’nin aşkı, Ivanov olmasa bu kadının, bu ülkenin hali nice olur. Dünya da garip bir yer olmaya başladı, bakkaldan çay alan inekler konuşan balıklar, nereden çıktı bunlar. Bir de köpekler var tabii bu kadar zeki canlılar konuşabildikleri halde niçin susuyorlar, dünyada bu kadar sorun varken onlar da fikirlerini söyleseler bir şeyler daha kolay çözülmez mi? Tabi İspanya kralı olarak bu problemlere çözümler üretmek Ivanov’un boynunun borcudur. Kim yaşadığı ülkede böyle bir kral istemez ki, üstelik bu İspanyolların garip tahta çıkma adetleri varken, kralı falakaya yatırmak da neymiş! Bir önceki kralı kaybetmeleri de cabası, ne acayip millet şu İspanyollar, neyse ki Ivanovic bir kadın başa geçmeden olaya el koydu da problem kalmadı.
    Biz ikna olduk İspanya Kralı’na.

    Fayton
    Bu konu hakkında konuşmak istemiyoruz :)

    Atölyemizden videolar
    https://www.youtube.com/watch?v=wHiW485_YW4
    https://www.youtube.com/watch?v=roM6HQf-J5U
    https://www.youtube.com/watch?v=8G7P5YwDvWc

    Tüm bu hikayeler başımızı döndürünce biz de kitaptan yeni bir dünya çıkardıkJ
    “Siz siz olun Neva Bulvarı’na inanmayın!” Zira bedenden koparak bağımsızlığını ilan etmiş, yüksek dereceden iki dirhem bir çekirdek memur burunlar, kıl aldırmamacasına çalımlı çalımlı kol gezerler orada. Bu önemli burunlar kendi derecelerindeki burunlarla karşılaştıklarında, soylu olmanın onlara armağan ettiği üstün bir aristokrat havayla önceki akşam izledikleri tiyatro veya konser, yahut havaların gidişatı gibi önemli konular üzerinde uzun uzun fikir mütalaalarında bulunduktan sonra akşam toplantılarında kâğıt oynamak üzere başka önemli burunlarla buluşurlar.
    Bu önemli burunlardan sıkılırsanız Petersburg’un ıssız ve tekinsiz ara sokaklarına girmek gerekir biraz. Örneğin çağın en yetenekli ressamlarından birinin dairesine çıkarken paltonuzun, çizmenizin kirlenmemesi için titizlikle tırmanmalısınız merdivenleri. Dairesine girildiğinde duvarda asılı onlarca kez yamanmış bir paltonun eşlik ettiği sefalete acınırsa üç beş ruble bırakarak, kafa karışıklığından asla tamamlanamayacak, ancak yine de sanat kıpırtılarından yoksun olmayan bir tuval satın alınmak istenilebilir. Ancak ressamla geçirilen vakit çok iyi değerlendirilmeli. Çünkü bir dahaki ziyarette dişil bir burnun sebep olduğu hayal kırıklığıyla kendini öldürmüş olan ressamın, kapıyı açamayacak olmasından sebep evde olmadığı sanılıp kapıdan dönülmek zorunda kalınabilir. Veya kapıdan dönüldükten sonra bir kadeh votka için gidilen Neva Bulvarı’nda, bir kupa arabasının içinde ressamın kendisiyle değil de burnuyla karşılaşılabilir. Ancak önemli bir kişi olan ressam burnun yanına yaklaşıp iki çift laf edebilmek ne mümkün!
    En iyisi mi Neva Bulvarı’ndan uzak durun siz.

    Konuşuyor konuşuyoruz ama bitmiyor Gogol’un büyülü dünyası. Özgürlük bu ya, dedik göl kenarına inelim de Gogol da biz de bir hava alalım.

    Derken grubumuzun faaliyetlerini uzaktan takip eden meraklı bir gruba denk geldikJ Pek bir hevesli, ilgili başlayan sohbeti enfiye çekerek yok olma arzumuzla sonlandırdık. Cenahımızın özelliklerinin şıp denilip anlaşıldığı(!) anda okumanın ne büyük bir nimet olduğunu bir kez daha anladık.

    Zihinsel doyumu yakaladıktan sonra vücut diğer açlık için sinyal vermişti. Kendimizi mangala mı atsak yoksa ekmek arası sucuk mu yapsak ikileminde kalınca iki etkeni birleştirip mangalda sucukla kendimizi şımartmayı tercih ettik, delirmedik.

    Ve sırada Türkiye’de bir ilk, kampımızın medarı iftiharı, zengin olursak patentini alacağımız, kendi kendini sürekli yenileyen, nefesleri kesen(bu gerçek), zıplayarak puan üreten, Elif’in keyfinin kahyası, adaletin aranmadığı, bulunsa da lazım olmadığı, her etapta ‘Ya bu yarışma şahane’ dedirten bol ödüllü, bol bilgili, yüksek tansiyonlu efsane yarışmamız “Bilmek Lazım Değil”

    *İçeriğini anlatamayız yalnız yarışanlar bilir.
    https://youtu.be/31O1sDOZ93U

    Ve kıyasıya geçen yarışmanın kazananı son dakika hamlesiyle Kevser oluyor. Karşınızda ödül törenimiz:)
    https://youtu.be/rkdN-B4bykk

    Ve gecenin sonuna yolculuk.

    Selman Bey napıyorsunuz? :))
    https://www.youtube.com/watch?v=pzuuZY4MvB4

    3. gün

    Son günün vermiş olduğu hafif buruklukla hazırlıklarımızı yaptık ama Don Kişot Kampçılarında etkinlik biter mi, tabii ki hayır.

    Tamamen kendi üretimimiz yerli ve milli Edebiyat Tabu’muz.
    Kampımız eğlendirirken bilgiyi de çaktırmadan veren, şahane etkinliklere sahip, sahi bunu daha önce söylemiş miydik?

    Dış mihraklardan uzak bu üç günümüzü böylece tamamlamış olmanın gurur ve mutluluğu içinde heybemize bolca anı, gülümseten anılar, kampa özel espri dili, instagramlık afili fotoğraflar, dolu dolu bilgiler paylaşmanın keyfi ve edebiyatın çatısı altında kurulan sağlam dostluklar doldurduk.

    Kampımıza katılan, bizlerle bu etkinliği paylaşan binbir çiçekli bahçenin her bir renkten çiçekleri;
    Doktor Samet’e
    Sağlıklı Bengü’ye
    “Yaz”ın temsilcisi Özlem’e
    Alakasız alakalı Nesrin’e
    Sıfatsız, 7. Dereceden memurumuz Rahim’e
    Nigra’mız, organizatörlerin piri Kevser’e
    Tanımsız Merih'e
    Gerçekçimiz Selman
    Ve bendeniz Big Brother/Sister Edolf’ten kucak dolusu sevgilerJ

    İyi ki geldiniz…
    Yepyeni kamplarda tekrar buluşmak üzere…

    Bizi takip etmeyi unutmayın :)

    https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
    https://www.twitter.com/donkisotkamp
  • "İyi ki dünyaya geldik, yaşadık, ışığı gördük.
    Ya gelmeseydik, ya bu güzellikleri görmeseydik..."
    diyor büyük usta Yaşar Kemal.

    Biz de bir düşün ardından ışığı bulmak için düştük yollara...
    Yaşar Kemal'in izinden umuda yolculukta bir grup edebiyat-doğa sever olarak Yaşar Kemal'in birleştirici gücüne olan inancımızla koyulduk 2. Geleneksel Yaşar Kemal Kampı yoluna...

    Bu sefer rotamız; Doğanın gerçekleştirdiği büyüyü kanıtlayan, kıyametin bile kopmayacağı, yeşil zeytinlerin, mis kokulu ağaçların çevrelediği, tepelerin ardındaki köy: ŞİRİNCE

    Kamp ekimizin olay yerine büyük heves ve heyecanla kah otostopla, kah traktör arkasında intikal etmesinin ardından bayrağımız göndere çekilerek, ilk çadır kurularak obamız belli olmuş, gelecek misafirleri gözlemeye başlamıştık.

    Kamp alanına ulaşmaya çalışan masum kampçıların videosu :))
    https://www.youtube.com/watch?v=uG0lnJnacmE

    O halde önce bu kampta bizimle 4 gün boyunca farklı şehirlerden gelerek Yaşar Kemal'i konuşacak ekibimizi tanıyalım.

    Elif - Selman - Pınar - Ayşe - Büşra - Osman - Erdal - Cemre - Nuri - Gökhan

    Tüm ekibimiz toplanınca kamplarımızın geleneksel tanışma ve kaynaşma etkinliği ile başlıyoruz.

    Artık tanıştıysak esas meseleye gelelim:
    "Yaşar Kemal Bilgi Yarışması"

    Kaynaşan gruplarımızı bir de güzel yerleştirip güzel güzel grup dinamiği yarattık.
    Kim mi bu gruplar?

    Topal Ördek Grubu
    Pınar/Nuri

    Şırdan 35 Grubu
    Büşra/Erdal

    Kara Kızıl Grubu
    Ayşe/Gökhan

    Uçan Kaplumbağa Grubu
    Osman/Cemre

    Ve tabii ki büyük juri/moderatör
    Elif/Selman

    Sonuna kadar çekişmeli geçen yarışmanın sonunda Şampiyon "Topal Ördek" grubu oldu.
    Kendilerini tebrik ederiz. Ardından ödül törenimize geçtik.

    Ödül törenimizin videosu
    https://www.youtube.com/watch?v=3woUKE1X6d4

    Yarışma sonrası hem öğrendiklerimizi sindirmek hem de Şirince'nin masalsı yemyeşil doğasını keşfetmek üzere yola koyulduk.

    Gün biterken, kampımızda her şeyin imece usulü büyük bir keyifle yapıldığını anlatmış mıydık?
    Günün sonunca sımsıcak bir ortam, kulağımızda türkülerin kucaklayan ezgisi, dilimizde aynı sözler kendimizi doğanın kollarına bırakarak aydınlattık geceyi.

    Ve sonraki gün

    Bir yazarı en iyi kendi ağzından anlamaz mıyız? Biz de onu anlamak için birincil kaynak kullanarak, eserlerinde kendi dünyasını yaratan yazarın kendini anlattığı "Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor (Alain Bosquet ile Görüşmeler)" kitabını inceledik. Ülkemizin en büyük şansı anadilimizde Yaşar Kemal'i okumaktır.

    Kitap Yaşar Kemal'in dostu Alain Bosquet ile yaptığı bir röportaj.Toplamda otuz soru var. Kitap aslında iki bölüm gibi: ilk soru ve diğer sorular. Zaten ilk sorunun cevabı yaklaşık kitabın yarısına kadar sürüyor.
    Bu soru özetle, Yaşar Kemal'in hayatını anlatmasına yönelik. Yaşar Kemal, çocukluğundan itibaren ünlü olduğu döneme kadar her şeyi tüm açıklığı ile anlatıyor. Çocukken yaşadığı zorluklar, sürgün, babasının gözlerinin önünde öldürülmesi, kekeme olması, okumayı yazmayı öğrenmesi, köy köy dolaşıp destanlar hikayeler anlatması, saz çalmayı öğrenmesi, gözünün kör olma hikayesi, sosyalizm ile tanışması, ilk hapishane zamanları, sebepleri sonuçları, adının değiştirme sebebini, edebi yönünün nasıl şekillendiği, yazdığı kitapların çıkış noktaları, sansüre takılması, kitaplarının yazılarının asker tarafından yok edilmesi, İstanbul'a gitme macerası, evlenmesi, yazarlık zamanları..... daha neler neler

    Bir insana yapılacak hemen hemen her şey yapılmış Yaşar Kemal'e. Otuzdan fazla işe girip, fişlendiği için hepsinden çıkarılması. Zindanlar, işkenceler, aşağılama, onur zedeleme. Yaşadığı işkenceler, patlayan ayaklar ile mahkemeye götürülürken, annesinin anlamaması için zorakiy yürümesi, fidan gibi. Bunu hangi insan yapabilir, hangi insan dayanabilir?

    Tarihteki pek çok bilinen Türk yazarlar ve şairlerle çok yakın ilişkisi olduğunu kim bilir? İnce Memed'i SSCB ve Bulgaristan'da bastıranın Nazım Hikmet olduğunu?
    Abidin Dino'nun tüm parasını Yaşar Kemal'e vermesi olayını kim bilir? Peki ya Abidin Dino'nun verdiği paradan otobüs için 75 kuruş istemesini, utana sıkıla?

    Kısacası pek çok güzel anı var bu bölümde. Dönemin hükumetine Türkiye'sine tanık oluyoruz. Belki de tarih kitaplarında bulamayacağımız detaylar, dönemi yaşayan usta çınar tarafından anlatılıyor.
    Geri kalan 29 soru ise Yaşar Kemal'in hamlığını, olmasını ve pişmesini anlatıyor. Kişisel özelliklerini, korkularını, çekincelerini çok açık anlatıyor. Öz eleştirisini yapmaktan da geri kalmıyor. Dönemin siyasileri hakkında da ilginç bilgiler bulacaksınız bu bölümlerde. Yeri geliyor Alain Bosquet tersliyor, sorduğu sorudan dolayı yerden yere çalıyor. Yaşar Kemal, naif, umut dolu, aksi, inatçı, devrimci, yürekli, utangaç ama dünyalar güzeli bir insan.

    Yaşar Kemal sadece bizim değil tüm dünyanın bir değeri. Evrensel bir yazar. Yazıları, düşünceleri, duruşu ve mücadelesi ile dünyanın saygınlığını kazanmış, 1997 yılında Frankfurt'ta barış ödülüne layık görülmüş bir şahsiyettir. Tüm baskılara, cezalara rağmen ezilen Anadolu köylülerin, Alevilerin, Kürtlerin sorunlarını dile getirmiştir.

    Bir hayat Yaşar Kemal'e ait olur da hikayesi biter mi, bitmez elbet tıpkı yayımlananların yanı sıra polisler, jandarmalar tarafından imha edilen onlarca eseri gibi. Bu kadar zulme uğramasına rağmen umudun baş kahramanı olması boşa değil elbet. Umut demişken bu kelimeyi bile Yaşar Kemal'in bize kazandırması şaşırtmaz aslında ama biz bunu ilk duyduğumuzda çok şaşırmıştık.

    Ve Arif Dino - Yaşar Kemal arasındaki Don Kişot kitabının hikayesi.

    Bana klasikleri, Don Kişot’u tanıtan Arif Dino’ydu. Arif Dino ünlü ressam Abidin Dino’nun ağabeyiydi. İkisi de İstanbul’dan Adana’ya sürgün edilmişlerdi. Ama orada eski Adana Valisi dedeleri Abidin Paşa’nın toprakları vardı. Arif Dino bu topraklardan birazını satınca bana klasiklerden yüzden fazla kitap hediye etti. Eve götürüp paketi açınca üç tane Don Kişot’la karşılaştım. İkisini aldım, bir yanlışlık olmuştur, diye Arif Dino’ya götürdüm. Fazla olmuş, bir yanlışlık var, dedim. Arif Dino, yanlışlık değil, dedi. Ömrünün sonuna kadar durmadan bu kitabı okuyasın, diye sana üç tane aldım, dedi. Ve Don Kişotlarımı gerisin geri eve götürdüm.

    Esas itibariyle,
    Okunmalı, okutulmalı, koca bir Yaşa(r)m efsanesi...
    Keşke daha erken okusaydım diyeceğiniz bir kitap.
    Bir an önce elinize alın ve bırakın çok vaktinizi alsın...

    "Umut, düş gücünün yarattığı ve insanoğlunun sahip olduğu en büyük değerlerden birisi değil mi? İnsan umut yaratmadan yaşayabilir mi?"
    Yaşayamaz.

    Gelelim sıradaki etkinliğimize...

    Don Kişot kampında bilgi yarışmaları hem öğrenmek hem de eğlenmek için geleneksel bir uygulamadır. Ancak bu kampa has hızımızı alamayarak yeni bir yarışma formatı icat ettik. ( Elif yaptı) :)))

    "BİLMEK LAZIM DEĞİL"
    Sadece katılanların bildiği benzersiz bir yarışma. Ne eğlendik ama...
    Sonunda tabii yine ödüllerimiz vardı. Kazanalar ve ödülleri

    Ve ödül töreni :))

    https://www.youtube.com/watch?v=7pNIHPZz0aE

    Son güne gözlerimizi Binbir Çiçekli Bahçe'de açtık.
    Büyük usta;
    "Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Her çiçeğin bir rengi, bir kokusu vardır. İnsanlık, her kültürün üstüne titremelidir. Binlerce kültür çiçeği, birini koparırsak, insanlık bir kokudan, bir renkten yoksun kalır." diyor ve biz de sonuna kadar katılıyoruz.
    Bu kitapta konuşulacak o kadar çok şey var ki... Neler neler konuştuk...

    Atölyeye başlarken...
    https://www.youtube.com/watch?v=5lDMgNkSjgs

    Kürt meselesinden gazetecilik meselesine, sansürden yandaş medya sorununa, Türkiye'de demokrasi sorunundan yargı bağımsızlığına, seçim sisteminden Türkiye'de aydın sorununa, sanattan doğaya, Anadolu'nun kutsal topraklarından Dünya edebiyatına ve bir çok isme/sanatçıya rastlıyor, Yaşar Kemal'in zengin dünyasında dolaşıp duruyor, Binbir Çiçekli bahçesinden hiçbir çiçeği koparmadan her bir değeri yeşertmenin yollarını arıyorsunuz.
    En çok neye üzülüyorsunuz biliyor musunuz? Yazıları okuduktan sonra Türkiye sahnesinde senaryonun aynı kaldığını sadece oyuncularının değiştiğini gördüğünüzde! Bazı yazıları okurken ülkede yaşanan dramlarına acaba yazar bunu geçen hafta mı yazmış diye şaşırıyor, ama tarihi 1950'ler 60'lar 70'ler görünce sinirleniyor sonra şu ülkede pek çok şeyin nasıl da değişmediğine küfrediyor, kahroluyorsunuz.

    Etkinlikten kareler

    Ve son yarışma
    GENEL KÜLTÜR BİLGİ YARIŞMASI

    Kazananlar
    Selman ve Gökhan

    Diğer Kazanan
    Ayşe

    Ve ikinci
    Büşra

    Ödül Törenimiz
    https://www.youtube.com/watch?v=PjjYb7VpWvA

    Pınar arkadaşımızın kamp değerlendirme konuşması
    https://www.youtube.com/watch?v=_8_BHrI9A-k

    4 gün boyunca muhteşem doğasıyla kendine hayran bırakan Şirince'de büyük usta Yaşar Kemal ile yaşamak bizi son derece mutlu etti. Ne kadar konuşursak, ne kadar anlamaya çalışırsak, onun dünyasına ne kadar girebilirsek dünya da hepimiz için o kadar güzel olacak. Onun izinden gitmeye, geleneksel hale getirdiğimiz Yaşar Kemal Kamplarını yapmaya devam edeceğiz. Bizi takip etmeyi unutmayın :)

    https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
    https://www.twitter.com/donkisotkamp
  • Sait Faik’in ardından.

    Dönüş yolu çok cevvaldi, adalar vapuru dalgalarda bir kağıttan gemi misali sallanıyordu. Bazılarımızın midesi ağızlarına geldi. Kamp ekibimiz dönüş yolunda biraz buruk gibiydi. Çok güzel geçen 3 günün ardından yine hayatımıza kaldığımız yerden devam etme telaşesi, yani biz buna “MEDARI MAİŞET” diyoruz, yakamıza yapışmıştı. Kamp ile ilgili anı notları yazıldı.

    https://i.hizliresim.com/NnrrnO.jpg

    Sohbetler edildi, mideler alaşağı oldu derken iskeleye adım attık. O da nesi! İnsanlar üzerimize üzerimize geliyor, yürüyemiyoruz yahu. Kendimizi bir an Matrix filmindeki kalabalığa karşı yürümeye çalışan NEO gibi hissettik. Eğer kalabalığın bir parçası olursan, yürürsün yoksa takılır kalırsın, hatta düşer ezilirsin. O anda anladık Sait Faik’i. Asıl onu yaşadık dersek daha doğru.
    Sen onca öyküyü bu güruhun içinde nasıl fark ettin be! Aşk olsun sana Sait Faik.
    Kalabalığa alışmakta zorlandık. Hele ada havasından sonra? Hee doğru, adayı anlatmadık demi! Du başa alalım, evvela şu Rumca parçayı iliştireyim de bunun eşliğinde devam edelim.

    https://youtu.be/QaxaxFGqJRU


    İlk gün
    09:20 Kadıköy

    Vapur geldi dumanlı dumanlı. Çantalarımız ile bindik öncü ekip olarak. Ev sahibi edasıyla gelecek dostlarımız karşılamak için ilk giden biz olmalıydık. Elif ve ben vapurda cam kenarı bir yere gömüldük. Bir ara çay almaya gittim, o ara denize karşı düşündüm çaylar elimdeyken: “Çay mı içsem yoksa kendimi denize mi atsam?” Sonra üşüdüm vazgeçtim, daha kampımız var nereye?

    https://drive.google.com/...VvhHw9nG7ueUI9OX18B8

    Kınalı adadan sonra Burgazada’ya gelince Sait Faik karşıladı bizi kafasında alacalı bir kedi ile.

    https://i.hizliresim.com/zjrrGj.jpg

    Hemen varıp selam çaktık, eli çenesinde Sait’in. Belli yine bir yerlerden öykü çıkarma peşinde. Kamp için ayarladığımız ŞATO’ya eşyalarımızı ve atlarımızı uşaklarımıza emanet edip adayı keşfe çıktık.

    https://drive.google.com/...W5nYD6n02zDbI79SwM6L

    Gidip sokakları arşınladık. Herkes o kadar güleç yüzlü o kadar sevecen ve cana yakın ki, nereye geldik ulan dedik. Kesin ip var bir yerlerde. Şimdi birisi gelip ipi çekecek ve tüm dekor başımıza çökecek! Bakındık, sadece köpekler ve kediler var. Buranın hayvanları da insanları gibi. Kedi, köpek, martı, karga, serçe aynı yerde volta atıyorlar. hiçbiri de diğerinin voltasını kesmiyor ha! Yoksa kan çıkar. Hala ses yok ipin ucundaki VARLIKTAN! Demek gerçekmiş!

    Koşup denizin yanındaki balıkçıların arasındaki kahveye oturduk. Tavla çay derken yandaki adamlara kulak kesildik. Rumca bir şeyler konuşuyorlar, Rum Türkçesi ile gülüyor eğleniyor! Balıktan dönen balıkçılar kayıklarının baş iplerini bağlayıp karaya zıplıyor. Ulan, her şey o kadar Sait Faik ki, bir yerlerden “hişt hişt” sesi bekliyor insan!

    Sonra ilk kafilemizi karşıladık. Biz kahvaltı yaparuk diye beklerken bizim koçmarlar Kadıköy’de yemişler de gelmişler! Saol karşim dediler. Açız yahu!

    https://i.hizliresim.com/v6nnXR.jpg
    https://drive.google.com/...0_Trqb-OIH2e3E7weBay

    İlk grubumuzu şatomuzun uygun bir odasına yerleştirdik. Sonra ikinci kafile de geldi. Onları da aldık. Her karşıladığımız kafile ile resimler çekindik. Herkesi Sait Faik ile beraber karşıladık yannış olmasın!

    https://i.hizliresim.com/k9nnE7.jpg

    Günü son misafiri henüz yoldayken, hep berbaer ilkin adayı turladık, Kalpazankaya’ya gidip resimler çekindik. Yanımızda bize yoldaşlık yapan, Fırat’ın “Yoldaş” adını verdiği ihtiyar köpek bizimle yürüdü. O mahallenin köpeklerine kafa tuttu. Biz varız ya yanında, hey gidim hey! Bu ekibi kim yanında bulsa dünyaya kafa atar be!

    https://i.hizliresim.com/oXrr6k.jpg
    https://drive.google.com/...2bMgCsYvzIHTPyWp0fbl

    Dönüş yolunda atlara selam verdik, son misafirimizin geldiğini öğrendik.

    https://drive.google.com/...6itltXEC9Q7_Uxfc-5s0

    Onu da karşıladık ve ekip tamamlandı. Posterimizi meyhane tadındaki restoranın duvarına astık.

    https://i.hizliresim.com/dvkkZQ.jpg

    Akşam yemekleri yendi. Mahir bize kısa bir saz resitali verdi. Yemeğin peşine meşhur TANIŞMA OYUNUMUZU oynadık.

    https://i.hizliresim.com/qdPPJD.jpg

    Herkes isimlerimiz akılda kalıcı olsun diye adımızın ilk harfi ile başlayan bir sıfat ekledi. Misal

    Yoblomov Yasin
    Sevgili Saltanat
    Ayçanna Ayça (Polyannadan)
    Eğlenceli Elif
    Tulum Tamer
    Farkında Olmayan Fırat
    Mavi Mahir
    Egeli Esra
    Neşeli Nevin
    Canavar Canan
    Erdemli Erdal
    Zıpır Zeynep

    Sonra geldik en civcivli yerlere. HEHEHHEEE.. Davullar çalınsın, martiniler patlasın, yarışmalar başlasın!

    İlk günü yarışması Sait Faik Bilgi Yarışması
    Öncesinde herkese özene bezene hazırladığımız rozetleri dağıttık. Yakamıza taktık. Artık hazırdık.

    https://i.hizliresim.com/4jbb00.jpg
    Grup üyelerini ise kura usulü kumar eşliğinde belirledik. Fesat falan olmadı ama, 1 ler 1 ile 2 ler 2 ler ile vs vs :D Her bir gruptan kendini tanıtan bir isim belirlemesini istedik. Niye mi istedik :) Ortaklık oluşsun tek yurek olsunlar. Tek yürek tek ruh tek emel!
    Ödülü kazanmak! :)

    Yarışmamızdaki grupların isimleri şöyle;
    Mavi Canavar (Mahir - Canan)
    Sevgi Erdemdir ( Erdal - Saltanat)
    Beyaz Martı ( Ayça - Esra)
    Neşeli Hayatlar (Zeynep - Mustafa)
    Neşeli Farkında Olmayanlar (Fırat - Nevin)

    https://i.hizliresim.com/grZZq2.jpg
    https://i.hizliresim.com/jgVV8J.jpg

    Bu oyunda gruplar ter attılar ama finalde herkes çok mutluydu ve bilgiler edinmişti. Bu yarışmanın kazananları:

    “Mavi Canavar”
    düşünceli adam
    Primadonna

    https://i.hizliresim.com/zjrraD.jpg

    Gece saat ilerleyince, kasada uyuklayan görevlinin horlama sesi ile bu geceyi bitirmemiz gerektiğini anladık ve herkes 1000 odalı sarayımızdaki odalarına çekildi.


    2. Gün - Cumartesi

    Adımıza düzenlenen şaşalı ve bir o kadar da cikcikli kahvaltı seramonisinden sonra Sait Faik’in evine gittik.

    https://i.hizliresim.com/V9vvBZ.jpg
    https://i.hizliresim.com/BaDDzg.jpg

    Evvela müzeye çevrilen evini gezdik. Eşyalar, anılar, resimler, kitaplar aman Allahım! Ne kadar çok anı. Her birini inceledik fotoğraflar çektik. Elif resimler ve eşyalar hakkında bilgilendirmeler yaptı, magazinin de dibine vurduk (ZALIMIN GIZI LEYLA da vardı o evde -_-)

    https://i.hizliresim.com/oXrrOk.jpg
    https://i.hizliresim.com/7aMMBY.jpg

    Öykülerin çıktığı masa
    https://i.hizliresim.com/Ll11Dj.jpg
    https://i.hizliresim.com/ZX77Xa.jpg
    https://i.hizliresim.com/MVLLDN.jpg
    https://drive.google.com/...GbdVO05ezKWnVih7VEVF

    Neyse sonracığıma bahçedeki banklara oturup “Şimdi Sevişme Vakti” kitabından şiirler okuduk, yandaki evin kapısında asılı olan rüzgar çanları bize melodi sağladı sağolsun. Kediler de dinlemeye geldi bizi. Sonra Sait’in de en sevdiği “Kamelyalı Mezar” öyküsünü okuyup üzerine kısa bir konuşma yaptık. Öyküyü okuyan Elif’in eşsiz yorumuyla öykü daha farklı bir hal aldı. Sesli duyunca başka oluyormuş yahu!

    https://i.hizliresim.com/Ll11bj.jpg
    https://i.hizliresim.com/bVJJ68.jpg
    https://i.hizliresim.com/zjrrMY.jpg
    https://i.hizliresim.com/pbBBn0.jpg

    https://drive.google.com/...4WsRtqVS2rgBjYymrT9H


    Neyse oradan voltamızı alınca soluğu sahildeki balıkçı kahvehanelerinin olduğu yerde aldık. Bize bir masa Yanakimu ama çay kahve olsun dedik. Zira demlenmenin sırası değil. Neden mi? Genel kültür bilgi yarışmamız var ayol! Ayık olmamız lazım ayıküyün mü Yanakimu!

    Yine aynı gruplar vardı, eleman değişikliğine gitmedi kimse. Yaşayın pilavdan dönenin kaşığı kırısasıcalar cemiyetine gönül veren ve gönül verenleri koruyanlar DERNEĞİ!

    Bu turda sorularımız daha zorlayıcıydı. Her şeyi sorduk yahu! Bilinen ilk kadın şair kim dedik messsseeeelaaa!
    Sappho idi. Bilenler oldu ne habeeer !
    Daha nice nice sorular vardı. Yine kafa kafaya verildi, pilanlar pirojeler yapıldı, kopyalar çekildi, kardeşlik ve dayanışma örnekleri sergilendi, ortadoğuda haritalar yeniden çizildi ve kartlar yeniden dağıtıldı. Türevler ve eş yönlü parçacık hüzmeleri fizik hesaplamarı derken çok harıl harıl bir yarışma oldu. Yine bilgilendik, öğrendik eğlendik hamdolsun.

    Ve kazananlar;

    Neşeli Hayatlar
    mustafa tamer akder
    Zeynep timur


    Sonra yuvamıza döndük saz söz zamanı!

    https://i.hizliresim.com/NnrrpP.jpg

    https://drive.google.com/...IEvLh4jvMnnAmxPZzC2Q


    Türküler çığırdık. Gelen diğer konuklar garip garip baktılar, hatta bir çift vardı, kızcağız rahatsız oldu ellaaam kalktılar gittiler. PEH! Neyse Mahir çaldı söyledik bir ara halay ve lambada yöresel oyunları oynandı. Derken çaylar geldi bir ara sazı elime alıp “İNCE MEMED” çaldım :D peşine bir iki türkü derken Bitirdik ve “Medarı Maişet Motoru” adı altında Sait’in tüm kitaplarının atölyesine başladık.

    Önce müziğimizi dinledik, buyrun:

    https://youtu.be/-86eFjjr0AM

    Gözler kapandı kepenkler indirildi, herkes okuduklarını, gezdiklerini, gördüklerini, müzedeki anıları düşünerek kendini müziğin kollarına bıraktı.
    Dap dap dap daba daba dap daba daba dap…...

    https://i.hizliresim.com/oXrrRQ.jpg
    https://i.hizliresim.com/Ov77pP.jpg
    https://i.hizliresim.com/DY44vl.jpg
    https://i.hizliresim.com/V9vvMr.jpg


    Müzik bitti ve ortadaki duygu kartlarından seçtik keyfimize göre. Can bizim düş bizim ellere nesi?
    Herkes seçtiği kartlara dair hislerini anlattı, kitaba bağladı. Konuştuk Medarı Maişet motorunu irdeledik, oradan Sait’in kişiliği, hayatındaki insanlar, annesi, manitaları meyhaneleri neler neler. Sonunda Sait’in aslında yapayalnız olduğuna biz de karar kıldık. Anlattığı öykülerde kendinde eksik olan sevilme duygusunu işlediğini düşündük. Adam o kadar sevgi dolu bakıyor dünyaya, insanlara ve canlılara ama gel gelelim, bu sevginin zerre kadarını kimseden göremiyor, annesi dahil :(

    Ne sevdiği kadınlar onu seviyor ne de gönlünce bir mutluluk yaşayabiliyor. Kendi dünyasında kendi çalıp kendi oynuyor neticede. Zaten daha sonra hayatına bolca alkolün etkisi bodoslama çarpıyor. Nitekim Nazım’ın şu sözleri olayı çok acı şekilde özetliyor:

    “1955’te Budapeşte Radyosu’nda yaptığı “Edebiyat Konuşmaları”nın on yedincisinde ise şöyle dedi : “Ben Sait Faik’i çok severim. Bizim büyük hikâyecilerimizden biridir. Büyük hikâyeci, büyük şair. Bazen bedbindir, bazen ümitsizliğe kapılır. Fakat çok namuslu insan, memleketini çok seven insan… Ve belki de bedbinliği, ümitsizliği çıkar yol görmemesinden ileri geliyor. Halbuki çıkar yol var tabii. Velhasıl büyük bir hikâyeci, büyük bir şair.” Nâzım Hikmet 1961’de yazdığı ünlü “Saman Sarısı” adlı şiirinde Sait Faik’le arkadaşlık ettiği günleri şöyle anar :
    Kalamış’ta Balıkçının Meyhanesi’ne girdim ve Sait Faik’le tatlı tatlı konuşuyorduk ben hapisten çıkalı bir ay olmuştu onun karaciğeri sancılar içindeydi ve dünya güzeldi. [A’dan Z’ye Nâzım Hikmet]

    “Yazık! Rakı kadehinde, cidden değerli bir sanatkarı daha kaybediyoruz.”

    Ahan da şiir, buyrun okuyun :/

    https://www.siir.gen.tr/...met/saman_sarisi.htm

    Neyse hüzün bulutlarını kovalayalım.

    Atölyemizin ikinci kısmında, Sait’in “tüm kitapları”ndan seçtiğimiz alıntılar arasından paşa gönlümüze göre istediklerimizi seçtik. Bir diğer kart grubumuzdaki kartlardan ( bu kartlarda abidik kubidik tivist kıvamında manalı ve civcivli ve beyin çalıştıran cinsten resimler var) seçtik, alıntılarımız ile iliştirdik ve konuştuk anam konuştuk. Çenemizin yayı gevşedi çaylar kahveyle balla sütle yağladık.

    Bizdeki Sait Faik kitaplarını umuma açtık alın üleyyyyn dedik okuyun okutun :)))

    Medarı Maişet’in masaya yatmış canlı bedeni üzerindeki kesi, biçki, dikiş, nakış işlemlerinin bitmesinin ardından, şimdiki istikameeeeeet BARBA YANİ MEYHANESİ! Yani Sait’in takıldığı meyhane. Gittik Sait’in içtiği “Klüp Rakı”sından sipariş ettik:

    Bize bir masa ayır Yanakimu
    Kamp ekibimiz için!
    Bir masa.
    Üstü çiçeksiz
    Örtüsü mavi kareli bezlerden
    Rakısı Klüpten
    Hem hülyadan.
    Mahir bağlama çalsın
    Siyaha çalar parmaklarıyla
    Güftesi telli türküler ve havalar
    Adi havalar.
    Meyhane acı zeytinyağı koksun
    Sen hoşnut ol Yanakimu.
    (Şiire iğfal ederek bir kuple sundum af ola :S )

    Neyse masalar donatıldı, kadehler dolduuuuu Sait Faik’e kadeh kaldırdık.

    https://i.hizliresim.com/MVLL81.jpg
    https://i.hizliresim.com/y6LLJk.jpg
    https://i.hizliresim.com/8aDD5n.jpg
    https://drive.google.com/...oUMO6usTb3Lcik4MrAO-


    Genizden akıtılsın rakılar, kadehlere gömülsün elemler, kollar kalksın Angara’nın Bağları çalsın, tayyare pilotları piste dalsın. Bebeleri alın dostlar, bizim pilotlar dümensiz!
    Mekanda sadece biz kaldık. Verdik müziğin halayın misketin rakının gözüne gözüne.

    https://drive.google.com/...hHTKHvbVvlsFmLNoafyA

    https://drive.google.com/...SFX9UtTBvyAnLwvQIyug

    https://drive.google.com/...mpGnDJfTLETquDxu-ADA

    https://drive.google.com/...qX6N1KJykhUkQH5FtiWQ

    https://drive.google.com/...rA-8gAwx_YnYM2vdKVjw

    https://drive.google.com/...hXkCPhYhXMpRTttSJqMw

    https://drive.google.com/...W_Ymwv8g0xYNCnYikrmg


    Şiirler okuduk sıra sıra, türküler söyledik. Hele Fırat’ın okuduğu bir şiir var kiiiiii buraya koymazsam iki gözüm önüme aksın, yüreğim kurusun!

    https://www.antoloji.com/avanak-ii-siiri/

    Nazımdan, Can babadan, Sabodan, Sait Faik’ten… kimleeeeerden kimlerden, hey gidim!
    Teyyarelerimize son mazutları çektikten sonra şatomuza doğru kanat açtık, yoldaki kedilere köpeklere selamlar vererek bulduk yolumuzu. Kafalar güzel ve biz çok güselis! Sait gibi aylak aylak dolandık, Rum meyhanesine takıldık, balıkçıları izledik….

    https://drive.google.com/...6LL0lrIVGSftjqyLKCuM
    bir kaç ipsiz sapsızzerhojjjjjj

    https://drive.google.com/...H-WKq4KRWlRzwwFVo-MQ

    Herkes yattı ama biz 3 kişiydik. Erdal, Mahir, Ben(Yoblomov). Acı eşiği daha yüksek dozdaki türküler okuduk, çaldık. Benim pilot zamanlarda hep yaptığım gibi “Şarkışla”yı çaldım, hüzünlendim gene. Neyse geç oldu daaaaa, hadi yatış kampanaları çalsın! Atlarımız ahıra bağlayıp yüksek şatodaki odalara dağıldık! Yarın güzel pırıl pırıl bir sabaha uyanacaktık ve bir sürprizimiz vardı! Ne mi? Görelim.

    3. Gün Pazar

    Bugün büyük sürpriz vardı. Sait Faik’in duygusal dünyasını kendi süzgecinde harmanlayan ve “Benden Hikayesi” adlı belgesele imza atan genç ve dinamik yönetmen Onur Barış ve yoldaşı-eşi Merve Barış’ı misafir ettik.

    Onları da Sait ile birlikte karşıladık ve şatomuza, film gösterimi yapacağımız büyük salona geldik. Evet, bu çekilen film için biz kampçılara ve Sait Faik severlere özel bir gösterim için geldi bu dostlar! Teşkılatı sinemayiyeyi kurduk ( apollür, bilgisayar vs vs) ve yönetmen bastı motor’a. Perdeler kapandı çaylar dağıtıldı, çokokremler püsküütler ve bilimum kraker çerez masalara neşredildi. Hep beraber filmi izledik. 3 gün boyunca kafamızda şekillenen Sait ile filmdeki Sait’i karşılaştırdık.

    https://i.hizliresim.com/bVJJrV.jpg
    https://i.hizliresim.com/Rroop7.jpg
    https://i.hizliresim.com/bVJJGd.jpg
    https://i.hizliresim.com/k9nnnv.jpg
    https://i.hizliresim.com/5aMMaR.jpg

    Film ile ilgili linkler buyrunuz:
    Takip ediniz ki geride kalmayınız :D
    https://www.instagram.com/bendenhikayesifilm/
    https://www.babasahne.com/...benden-hikayesi.html
    https://youtu.be/gDYSY0VuvIM
    https://youtu.be/kPGdE7IoIKA
    https://youtu.be/uOIJOG2x_14
    https://youtu.be/onlVmTwnaEk

    Film bitti alkışlar gözyaşları salyalar sümükler… Onur ve Merve bu güzel emeklerinin neticesinde duygularına hakim olamadı, hangimiz olduk allaaasen! Birer sigara arası istedik, gözyaşlarımızı Burgaz’ın bulutlarına akıttık da gerisin geri içeri girdik. Sonra film üzerine konuştuk tartıştık, laf. Onur çekim sürecini, maceralarını, anılarını ve Ara Güler’i anlattı bize. Laf lafı açtı derken özene bezene hazırladığımız “Edebiyat Tabusu” adlı süper oyunumuzu oynadık hep beraber. Kendimiz hazırladık haaaa öyle çakçikilerden almadık! Yüzde 10’un üzerinde efor göstererek hazırladığımız tabu kartlarını anlatırken çok ama çok eğlendik. Neyse, zaman ilerledi, atlarımızı yemini suyunu verdik. Artık adadan ayrılma vakti geldi. Herkeste bir tatlı hüzün vardı. İlk gün bizi karşılayan kediler, cırtlak çeneli martılar, kargalar köpekler uğurladı. Vapurumuz geldi bindik.

    Yol boyunca sallandı vapur. Sait mi yapıyordu bu piçliği bilmem ki? Kesin geldiğimize sevinmiştir. Belki aramızda olsaydı o 3 gün boyunca, çok iyi anlaşabilir, içebilir, gezebilir, martı yumurtası çalabilir, kamelyalı mezarda rakı tokuşturabilirdik ve bize öykü anlatabilirdi. Erik dalına halaya bile katılırdı kim bilir? Bizden ala aylak mı var ayol!


    Dönüş- pazar öğle sonu

    https://i.hizliresim.com/dvkkND.jpg
    https://i.hizliresim.com/mM1112.jpg

    Demiştim ya, Kadıköy’e ayak basar basmaz, sudan çıkmış balıklar gibi emcükledik havayı. Nefes alamadık, zira zordu buranın havası. İnsanları, hayvanları bile bir sonsuz telaşe içindeydi. Martılar birer sırtlan gibi! O zaman anladık işte yapayalnız bir insan nasıl yaşar burada? Yaşayabilir mi ya da? Hele de adada yaşadıktan sonra? Sait, işte o adam Sait. Kalabalıkta parlayan bir balıkgöz, çingene bacaklı.

    Yalnızlar içinde bir yalnız, hatta yapayalnız.
    Sonra herkesle sarıldık kucaklaştık güzel dostluklar bağlar kurduk ve köylerimize dağıldık.
    Yine bir kamp sonrası iletisinde hüzünlendik iyi mi! Neyse gidiyorsak şayet, gelmek içindir bilader.
    Bu kamp süresince bizden dostluklarını ve samimiyetlerini esirgemeyen, angaranın bağlarını ve erik dalının gevrek olanını bizlerle paylaşan dostlara sonsuz teşekkürler ediyoruz. Yarışmaların kazananlarına hediyeleri postalandı. Gözünüz postacıları kollasın!

    Ne diyelim ki daha başka. Ayrıca son kampımızda kadın sayısının fazlalığından ötürü ekstra kıvanç içindeyiz efenim.
    Esen kalınız can evinizden öperiz. Qüsel insanlar eqlesin :D

    https://drive.google.com/...8S3QaeMGbUPorvYQwF-l

    Bizi takip edebileceğiniz adres:
    https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/

    Bu da kardeş sayfamız;
    https://www.instagram.com/birdusunardindan/
  • Bu yolda dönenler oldu
    mum gibi sönenler oldu

    Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

    Gittiğimiz yol yol değil ama
    Manzarasını seviyürüüüzz…. ( şaka şaka gittiğimiz yol şahane :D )

    Kasırga var dediler
    Uçarsınız gitmen dediler
    dediler dediler de ne oldi
    ah ile vah ile ömürleri soldi

    Neyse konuya gelelim. İdris Kaptan’ın dediği gibi “nerde kalmıştık?”

    Geleneksel diyebiliriz artık, zira ikinci kampımızı da yaptık, alnımız ak, sırtımız pek, karnımız tok ! Nasıl mı oldu, şöyle :

    Öncü birlikler https://1000kitap.com/mazkap ve Roquentin bir gün evvelden kamp yerine varıp yerleştiler. Tüm tekmil zerzevat-ı mahlukları ve bilimum düşmanı püsküttüler. Sonrasında ise bhmflzf , E.T ve Li-3 kamp yerine ulaştı. Ortalık kapalı ama hava güzeldi. Dedik ya manzarası çok güzel diye :D

    https://drive.google.com/...X5B18bjZPB6TWWTEm1Dw

    https://drive.google.com/...fLRA645Ln2Ywo_RfGitA

    Nar bilem var ayol, dalından masamıza sarkar, alır yeriz.

    https://drive.google.com/...f7vXZhNaAqSNgDEwvqBg

    Kedimizin beti bereketi de bol maşallaaahhhh !

    https://drive.google.com/...clNaITWIJiFMJDhGyR6w

    https://drive.google.com/...TDuziP0YcEAFzB4SUtjw

    https://drive.google.com/...WSKADqgA8HsIYPlF6HkA
    (bunu nette buldum çok güzel diye koydum :D )

    Neyse efenim sonra yerleştik kurulduk hasret giderdik, yeni katılımcılar ile tanıştık kaynaştık. Ben zaten hepsini tanıyordum ayıptır söylemesi. Birleştirici element Lİ-3…

    Gecenin ilerleyen saatlerinde sazı elimize almış türküler tüttürürken birden dağlardan bayırlardan dıştan yanmalı pazarlık erbabı Nuri geldi. Ayağının tozuyla bir mağden suyu şişesi patlattı ki sormayın. O gün Sabahattin Ali türküleri çalıp söyledik ( pek söylemediler çekindiler zaaar ama yarın soracağım onlara ! )) Yorgunduk yattık uyuduk napak.

    Büyük gün geldi, cumartesi. Herkes bize mesaj atıyor “kasırga geldi mi” ? Gelmedi gardeş, gelse ne, umrumuzda mı? Değil, neden çünkü biz hızlıyız, bizden hızlısı mezarda dayı!

    Cumartesi günü Sabahattin Ali bilgi yarışmamız vardı. Ama misafirlerimiz de vardı. Yücel Ailesi!

    Oğuzhan Yücel
    Elif KY.
    Juniorlar : Erke ve Buse

    nereye geldik yav napıyo bunlar?
    https://drive.google.com/...VxkCwtjfSJWyvzM2-7Zg

    Sonrasında yarışmamız başladı efenim. Sorular cevaplar fişek gibi havada yanıyor!

    https://drive.google.com/...g2KOCdVlEKq2tx0rcYew

    https://drive.google.com/...MJT9WA3ViMdZayZuxkvA

    https://drive.google.com/...KOOyrN48rg6ZaaV17Dug

    https://drive.google.com/...S0otWDMofuYAFpILa0Kg

    Sorular sorular, açılmasın aralar!!!

    Yarışmamızın kazananı NURİİİİ ! Adam sorular sorulmadan cevapları veriyor arkadaş. Bir kaç soruda ters köşe olsa da kendisini tebrik ediyoruz.

    https://drive.google.com/...X32JwQ4MH8x6ItN3jcKw

    https://drive.google.com/...flkzITmhPcg53MQKMhgQ

    Ödülü bilaaaaharee yollanacaktır kendisine !!

    ANTİPARANTEZZZ
    Nuri kazandığında biz!
    https://drive.google.com/...bkjwPXFj3gS6nj5b7sEw

    Ama bitmedi. Çok muhterem jurinin katılımcılara hediyesi vardı. Yaşar Kemal ve Sabahattin Ali rozetleri !! Yakamızda asılıdır, bir sol yana bir de sağ yana..

    Ahan da Juri.
    https://drive.google.com/...j2kdIXjGhFUvp_7G3wWA

    Gelelim Kürk Mantolu Madonna atölyemizeeee..
    Tarot kartlarına benzeyen duygu kartlarını masaya seren Elif Bacı “Abe bakayım size bir falceyizzzz heee. Güsel qıslar eqlesin yakışıklım seniiiii heeeee” ( bana diyor burada ) diye başladı atölyeye. Önce gözler kapandı müzik başladı, daldık gittik vesselam!

    https://drive.google.com/...XNQS7YEuHJRsqHh_yHnw

    https://drive.google.com/...aajVY0bQnz8FW1rulvJQ

    https://drive.google.com/...ErpP7NOSDzwb8HsKXhlQ

    https://drive.google.com/...2ZvBKI7RyaTHmba2KrLQ

    https://drive.google.com/...H7we5AAlJ6vSeM6fUYoT

    https://drive.google.com/...JTMJuGHrYlzJd_B8NT7e

    https://drive.google.com/...TQyjGUmwbJ9ks9cF7_7C


    Müzik : https://youtu.be/-fI3pOCyKNk ( maria puder’e nasıl da uydu bi bilseniz :’/ )
    Türkçe Çevirisi :
    Hayır, Hiçbir şeyden Üzgün Değilim
    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ne bana yapılan iyilikten
    Ne de kötülükten; hepsi aynı şey !

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ödendi, süpürüldü, unutuldu
    Geçmiş umrumda değil !

    Hatıralarımla
    Ateşi yaktım
    Gamlarım, keyiflerim
    Artık onlara ihtiyacım yok !

    Aşklarımı süpürdüm
    Ve onların getirdiği dertleri
    Sonsuza dek süpürülmüş
    Sil baştan başlayacağım

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ne bana yapılan iyilikten
    Ne de kötülükten; hepsi aynı şey !

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Çünkü hayatım, çünkü sevinçlerim
    Bugün, senle başlıyor

    Ahh beeeee yandı köz oldu ciğerlemiz!!!

    Nerde kalmıştık? Heh kartlar… Müzik bitti hissettiğimiz duyguları temsil eden kartlamızı seçtik yağmur başladı. Koştuk çadıra sığındık :D

    https://drive.google.com/...Rp_kHNE4CKRryGNDBJng

    Sonra yağmur dindi. Çardağa geçip kartlarımızı anlattık alıntılarımıza dayanarak. Yücel Ailemiz bize püsküütler çikiletalar getirdi. öğüttük patoz ettik. O Madonnayı masaya yatırdık enine boyuna irdeledik, tartıştık, eğlendik. Ne süper geçti beee. Bak şimdiden özlemişim :/
    Daha sonra Yücel Ailemizi yolcu ettik, resimlerle, dostlukla ve sevgiyle…

    https://drive.google.com/...jt9_EM6YJ_YCmdNDcNGw

    https://drive.google.com/...JvBSoySQsyyyPgLIPv-g

    https://drive.google.com/...MMIVtdv7kIUpsMS-2RKQ

    https://drive.google.com/...Q4Yys9tjL2IQ_q4JlQYQ
    (bunu da ben çektim ufacık tatlış :D )

    https://drive.google.com/...mO_9FU-sG8FeV-7V-Iug

    Sonra neden bilmiyom saz söz faslına geçtik. Yücel Ailemiz varken neden yapmadık ki kıt aklım benim :S

    https://drive.google.com/...CxzufNUw27XI2YhBB_hg

    https://drive.google.com/...uQAGAlYNEgvcyt2hPDcA

    Akşam ettik iyi miiii! Güneş çöker yağış diner biz başlarız saza ve rakıyaaaa !! HOBAAA
    https://drive.google.com/...HB71BKKSvwi7bKzt9ilQ

    Bir yandan genel kültür yarışmamızı yaptık bir yandan rakının gözüne vurduk.

    Eski defterler açılır Nuri’nin hayatı bir film makarası gibi gözümüze girer, türküler söylenir, sevdiklerimize, göçenlerimize selam çakarız, Nazım’a, Cem Karaca’ya, Mahsuni’ye, Kazım’a, Sabahattin Ali’ye…..

    Geceyi de söndürdük sabah ettik. Son gün ayrılık vakti geldi çattı. Ayrıldık herkes evine yurduna köyüne kümesine dağıldı. Aynı daldaydık aynı daldaydık, aynı daldan düştük ayrıldık….. yok ayol gene buluşacağız bu böyle yarım kalmayacak :)

    Gidenlerin ardından aha beyleeee baka kaldık :/
    https://drive.google.com/...Sv1k6voaFxJxl2NtJErQ

    Tüm katılımcılara teşekkür ederiz, bu keyifli hafta sonunu yaşadığımız için.. gelenler gelmeyenlere anlatsın, GELMEYENLER ÇATLASIN PATLASIN, GELEMEYENLER ÜZÜLSÜN :))

    Bir sonraki kampımız bambaşka olacak, çok şahane fikirler var! Bizi takipte kalın sonra üzülmeyin. Yok efendim ben duymadım, benim çadırım yok, benim mazotum bitti yolda kaldım demeyesiniz, öperiz can evinizden :)
  • "aynı tastan yemek yemeye de başladık
    kardeşlik de bundan öte nedir ki?" diyor Fikret Kızılok Katerina şarkısında.

    Aylar aylar evveline gitmek istiyorum. Elif ve Mazlum ile Yaşar Kemal için ne yapsak ne etsek derken aklımıza bu fikir düştü. Düşer düşmez hazırlıklarımızı yapmaya koyulduk. Bu yolda iletilerimizi canlı tutup, katılımı artırmaya ve güzel dostluklar kurma hayalimiz için el birliği ile çalışmaya başladık. Ve bugün dostlar, bu etkinliği yaşamış olmanın mutluluğu ve sarhoşluğu içindeyiz. Ortak paydamız olan Yaşar Kemal bizi birleştirdi. “Yaşar Kemal’in birleştirici gücü olduğuna inanıyorum” demişti Elif. Hakikaten öyle. Bu sözü yine doğrulamış bulunuyoruz.

    Kamp afişimiz:

    Öncelikle bu etkinlikte birlikte olduğumuz Mazlum ve Elif'e sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. ( Bana da tabi :D Ben kimim? Yasin :) ) Bizim çağrımıza kulak verip gelen dostlarımız Meltem ve Ferhat, Samet , Nuri , İbrahim , Ulaş , sizlere de çok teşekkür ediyoruz. Samimi ve sıcak bir dostluk ortamını bizlere yaşattığınız için ne kadar teşekkür etsek az olacaktır.

    Hepimiz farklı yerlerden, kültürlerden geldik ama aynı potada eriyip dostluk aşını pişirdik. Hani insan ilk gördüğü birini, yıllardır göremediği bir dostu gibi görüp direk muhabbete başlar ya, o hesap. İlk dakikadan itibaren sürüp giden neşeli ve eğlenceli muhabbetleri paylaştığımız için çok mutluyuz. Bir yandan da üzüntümüz var elbet. Aramızda olmayı isteyip de aksiliklerden dolayı katılamayan Neslihan, Mahir, Rıdvan ve Ayşe'ye ilgilerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Keşke aramızda olsaydınız. İnanıyorum ki mutluluğumuz katlanacaktı. Ama olsun. Bir dahaki sefere ön koltuklardan yeriniz ayrıldı efenim :)Öylesine dolu dolu 4 gün geçirdik ki sormayın gitsin. Sormasanız bile anlatacağım ben.

    Evvela çadırlarımızı kurduk ve Yaşar Kemal flamamızı ağaca astık. Astık ki onun o tatlı gülümsemesini yoldan geçen herkes görsün. Ne güzel gülüyor yahu tonton amca desin bilmeyenler. Hemen altına fırdolasını yani rengarenk rüzgar gülünü diktik. Yel vurdukça döndü durdu heyecanla, sevgiyle. Ona bakıp bakıp mutlu olduk. Çadırın fermuarını açıp onla güne başlamak inanılmazdı.

    İlk günün akşamında, Mazlum'un enfes tavuk sotesi, Elif‘in külçe kararındaki pilavı ve şahane salatasıyla yemeğimizi yedik.

    Gecesine ise ilk etkinlik olarak Yaşar Kemal bilgi yarışması düzenledik. Çok eğlenceli, komik yer yer tartışmalı ama bir o kadar da mutlu geçti yarışmamız.

    Gruplarımız:

    Lüzumsuz Adam
    Samet ve İbrahim

    Fakir Mühendisler
    Meltem ve Ferhat

    Elitler
    Nuri ve Ulaş

    Bu yarışmanın kazananı Fakir Mühendisler oldu efendim :) Ayrıca herkese Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne kitabını hediye eden Meltem'e ayrıca teşekkür ediyoruz :)

    Ertesi gün Elif pek çoğumuzu ses bombasıyla uyandırdı sağ olsun. Hangi bomba mı? Bu:

    https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

    Uyanıp güne başladık. Öğleye doğru Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor kitabını uzun uzun konuştuk. Anılarını paylaştık alıntılarını okuduk. Güldük duygulandık İnce Memed çaldık ama kimse söylemedi :/ :D Olsun maksat muhabbet değil mi zaten :)
    Yalnız edebiyat mı yaptık? Tabiki hayır. Doğanın içinde onunla ilgilenmemek olur mu? Ülkemizin güzide köşelerinin tüm imkanlarını kullanmaya çalıştık. Güneşin kavuşmasını denize girerek bertaraf ettik, bulunduğunuz şehrin özel yerlerini keşfe çıktık, buz gibi zeus mağarasında yüzdük. Maviyi yeşile, yeşili güneşe, güneşi güzel günlere günlere kovaladık, ardı sıra koştuk, elimizde rüzgar gülü ve yaz ile.

    Akşamına ise köylüyü köylüye kırdıran hinlik oyunu “Papaz Kim” oynadık. Aramızdaki gizli papazları bulmak için her türlü çirkefliği ve pisliği yaptık. Ama bu kadar eğlendiğim bir etkinlik olmamıştı uzun zamandır. Tüm arkadaşlar da benim gibi eğlendi, kahkahalara boğduk kamp yerini. Nasıl geçtiğini bilmediğimiz 3 saatin ardından papaz olduk resmen. Güldük eğlendik tartıştık ama neticede yine mutlu olduk. Bu kadar güzel insan bir araya gelir de nasıl mutlu olunmaz ki, ilahi Yasin . Ettiğin de laf mı!Bu kadar insan gelir de bir araya sanattan filmden müzikten konuşmaz olur mu? Şiirler okuduk, Nazım’dan, Orhan Veli’den, Cemal Süreya’dan ve nicesinden. Uzaklardan ama bir o kadar da yakından bize bağlanıp şiirler okuyan Rıdvan, sen ne güzel insanın yahu! Ahmed Arif’i bu kadar içten ve özümsemiş olarak okuyan biri daha yok sanırım. Sesine yüreğine sağlık.

    Yaşar Kemal’ şiirleri okunmaz olur mu beee! Ne şiir gecesiydi! Kırmızı Deynek’i çember halinde okumanın verdiği tadı veren başka bir şey var mı bilmiyorum. Diyeceğim şu ki, Marlin Monronun gözleri, işte o kadar!

    Cumartesi günü Elif’in öncülüğünde yapılan,
    Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca kitap atölyemiz ise kelimenin tam anlamıyla şahaneydi. Çoğumuzun hayatındaki ilk kitap atölyesi olmasının verdiği heyecanla tamı tamına dört saat boyunca konuştuk kitabı. Duygularla eşleştirdik cümleleri. Alıntılarımızı okuduk. Tartıştık fikir alışverişinde bulunduk. Kitabın aklımıza dahi gelmeyen yerlerine yolculuk yaptık enfes bir müzik sonrası.

    https://drive.google.com/...ZSWdkFeUH17FaagrE0k/
    Akşamına dedik ki “güneşi denizde batıralım be!”. Gittik teknelerin oraya. Baktık kişi başı 10 TL. Dedik pazarlık yapalım. Pazarlık için öncü birlik yola koyuldu. Başlarında ise Nuri vardı. Dokuz kişi 80 TL olur dedi kaptan. Ama bu cevap Nuri’yi tatmin etmedi ve kaptana gönül koydu. Tekneye de gelmedi :/ Ne ettik ne dediysek Nuri ile kaptanın arasını düzeltemedik :D Neticede ise 8 kişi 80 liraya tura katıldık. Yani pazarlık yaptık ama aynı fiyatta anlaştık. Bu konu ise 2 gündür dilimize makara oldu. Her yerde konuştuk ve ilk anki gibi eğlendik :D

    Gece ise bizi bir diğer yarışma bekliyordu. Genel edebiyat bilgi yarışması. Bu turda da pek çok yeni bilgi öğrendik. Yanlışlarımızı doğrulttuk.

    Bu turun kazananı ise Lüzumsuz Adam oldular efendim :) Kazananların ödülleri adreslerine postalanacaktır. Katılan herkese ise özel bir sürpriz olacak. Ne mi? Yaşar Kemal baskılı tişört. Bunu ise bize sağlayan Rıdvan’a özel teşekkürlerimizi sunarız. Kahkahaların ve şiirlerin susmasın emi :)

    Daha sonrasında herkes kendince bilgi verdi ve bilgi havuzu oluştu. Kana kana daldık havuza. Jüri ekibi olarak kısa bir yarışmaya katıldık. Ne heyecanlıymış yahu! Son gecemiz olması hasebiyle hafif bir burukluk ile çadırlarımıza dağıldık.

    Pazar sabahı gidenler oldu uğurladık. Kalanlar ile kahvaltı yapıp “evli evine köylü köyüne” gibi olmadı elbet ama ayrılmak durumunda kaldık.

    Ne mi oldu? Güzel anılar, fotoğraflar, şakalar, bilgiler, dostluklar biriktirdik heybemizde.

    Aşçımız Mazlum‘a,
    Anaç ve konuşkan Elif‘e,
    Dostonun ve Sait Faik’in yan komşusu İbrahim'e,
    Çiçeği burnunda yazar Ulaş‘a,
    Doktor adayımız, en gencimiz sevecen Same‘e,
    Taze mühendis hanım Meltem‘e ve Ferhat’a,
    Dıştan pazarlıkçı ve matrak Nuri‘ye,
    Sözsüz-Sazcı ve YOblomov Yasin e,
    Uzakları yakın eden gönül insanı Rıdvan‘a
    sonsuz teşekkürlerimizi iletir ve dostluğumuzun daim olmasını temenni ederiz. Bu dört günlük ortak yaşam bize çok şey kattı. Bir diğer etkinliği şimdiden iplerle çeker olduk. Diğer etkinlikte görüşmek üzere esen kalınız dostlar :)

    Herkese bol teşekkürler, var olun esen kalın :)))
Yılda birkaç kez bir araya gelir, gerek çadırımızı kurar, gerekse bir çatı altına sığınır edebiyata, kültüre sanata ve elbette eğlenceye doyarız.
Bize katılmak ister misin?
https://donkisotkampcilari.blogspot.com/
5 okur puanı
27 Eyl 2019 tarihinde katıldı.

Şu anda okuduğu kitap

  • Yüzyıllık Yalnızlık

Okuduğu kitaplar 9 kitap

  • On İki Gezici Öykü
  • Kırmızı Pazartesi
  • İyi Kalpli Erendira
  • Bir Kaçırılma Öyküsü
  • Don Quijote
  • Medarı Maişet Motoru
  • Kürk Mantolu Madonna
  • Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton
  • Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor

Kütüphanesindekiler 1 kitap

  • Don Quijote

Beğendiği kitaplar 1 kitap

  • Don Quijote

Beğendiği yazarlar 1 kitap

  • Gabriel Garcia Marquez