Hayatımda çıkmaza ve kısır döngülere girdiğim çok geniş bir spektrumda döngüyü tetikleyenin ,temel problemin kendimi ve kendimden olanı değerli bulmamak ,öyle olduğu gibi kabullenememek olduğunu fark
Nasıl desem... İçimi oya oya bitirmeye çalışan,kendimle baş başa kalmayı korkunç hale getiren,kendimden nefret ettiren bir his bu...
Yalnızlık desem değil, kalabalıklar içinde bile sesi net duyulabilecek kadar güçlü bir şey
Eksiklik desem geçmesi mümkün olmayan bir acı olur , korkuyorum
Yokluk desem içimde hâlâ kocaman varlığıyla yaşayışına ihanet olur
En mutlu anımda bile gülüşümü yarıda kesen daha mutlusu olamayacak bir anı gibi
Bir an kendi kendime kalsam her yanımı saran dayanacak tutunacak dal bırakmayan kırıcı bir rüzgar gibi
Tam kabuk bağladı derken tutmayan dikişler gibi...
Sızlayan, sürekli sızlatan ; ne öldürür ne ondurur bir hastalık bu
Çıkmaz sokak ama aynı anda gidebileceğim tek yön gibi
Köşeyi dönsem ölüm, düz gitsem hayat sanki
Ve tam olarak şu şarkı sözü ;
Sen imkansızsın , sensizlik imkansız ...
Kafamda dürüst bir yanıt oluşturmaya çalışıyorum.Schopenhauer'ın tutkulu aşkı,insanı kör eden güneş ışığıyla kıyaslandığı bir lafı vardır.Yaşamın ileriki yıllarında bu ışık azalınca onun yüzünden daha önce göremediğiniz muhteşem yıldızlı bir gökyüzü belirmeye başlar.Dolayısıyla benim için de gençliğe özgü,bazen zalimce olabilen tutkularımın sönüp gitmesi daha önce göz ardı ettiğim yıldızlı gökyüzünün pek çok diğer mucizesinin kıymetini anlamamı sağladı.Seksenli yaşlarının içindeyim ve size inanamayacağınız bir şey söyleyeceğim:İlk defa kendimle bu kadar barışığım . Biliyorum,varoluşum sona ermek üzere ama bu son başından beri orada duruyordu zaten .Şimdi ,eskisinden farklı olarak saf bir farkındalığın keyfini sürüyorum.Ne şanslıyım ki bunu hayatımın neredeyse tamamında yanımda olan eşimle de paylaşabiliyorum"