Zweig'in bu kitabını elime ilk aldığımda "çöküş" diye nitelendirdiği şey, neyin veyahut kimin çöküşüydü? Bir binanın çöküşü mesela ya da bir devletin çöküşü. Ama hayır! Fransada sarayda yetiştirilmiş aristokrat bir kadının "Madame De Prie'nin" yönetime burnunu soktuğu için bütün otoriter haklarının elinden alınmasını anlatıyor. Peki çöküş sadece bu kadar soyut bir konu üzerine olan bir çöküşmüydü ? Tabii ki değildi. Zweig yine içsel bir çöküşü anlatıyordu. Saraydan kovulmasının ardından artık bir hükmünün kalmadığı , insanlar üzerindeki tesirin yok olduğu aşikardı, en önemlisi de kendisi bizzat bunun farkındaydı. Bu durum onu iyice yalnızlaştırmış ve vahşileştirmişti . Saraydaki şatafatlı hayatından eser kalmamıştı. O da artık bu duruma alışmış ve şikayet etmiyordu. Hayatına son vermek istiyordu. Lakin son bir kes mutluluk oyununu oynayıp, o şatafatlı hayatı hâlâ devam ediyormuş (Madame De Prie yıkılmadı, hâlâ ayakta ) gibi yapmak istedi fakat çöküşü kesinleşen bir bireyin geriye dönme şansı olanaksızdı. O da artık herkes gibiydi. Ölümü de keza öyle oldu. Bir solukta okunan keyifli bir kitap. "İyi okumalar"