“Çünkü mükemmellikten öylesine uzaklar ki. Çünkü bunu umursamıyorlar ve bu onları daha da güzel kılıyor. Hayatın onlarda iz bıraktığı da onların hayata bağlılığı da ortada.”
Otuz yaşında semt değiştirmenin-yeni bir eczaneye gitmenin, gazeteyi yeni bir bayiden almanın, yeni bir barın iskemlesine oturmanın-ayrılma, büyük bir yer değiştirme, koparılma anlamına geldiğini düşünen insanlardık.
Tatsızlıktan kaçınmak için önemli bilgilerden uzak duruyoruz, oysa bir tane kısacık hayatımız var ve bu çözülmeyenler, bilinmeyenler hayatımız boyunca bize eziyet edecekler, özellikle geceleri, değil mi?
Ancak hiç kimse, çocuğundan, çocukluğunda oluşturduğu anne imajını bir kenara bırakmasını isteyemez ya da talep edemez, hiç kimse, yetmiş ya da seksen yaşındaki annesini objektif biçimde görmesi için çocuktan yaşamının otuz yılında yarattığı anne imgesini silip atmasını bekleyemez.