“…insanların büyük çoğunluğu az çok eroin bağımlılarına benzerler; uyuşturucu bağımlıları arasında mutluluk araştırması yapan bir psikolog hayal edin; psikolog anket yapıyor ve bu kişilerin her birinin eroin enjekte ettiklerinde mutlu olduklarını buluyor. Psikolog eroinin mutluluğun anahtarı olduğuna yönelik bir makale yayınlar mıydı?“
“…zihin haz duyarken bile memnun değildir; çünkü hazzın kısa süre sonra azalacağını düşünürken, bir yandan da kalıcı olması ve yoğunlaşması için çabalar.
İnsanlar şu veya bu hazzı duyumsarken değil, tüm bunların geçici olduğunu anlayıp özümsediklerinde ve daha fazlasını istememeyi başardıklarında acı çekmekten özgürleşirler…
Gidiyoruz… İki yüz kız önde, iki yüz erkek arkada. Hava sıcak. Yüksek tempoyla otuz kilometre. Otuz ya! Biz gidiyoruz, kumda kırmızı lekeler kalıyor... Kırmızı lekeler... Şey işte... Kimden neyi saklayacaksın? Askerler arkamızdan yürüyor, görmezden geliyorlar... Yere bakmıyorlar... Pantolonlar üzerimizde kuruyup cam gibi olurdu. Sürtünürdü. Oralarımız yara olurdu ve devamli kan kokusu duyulurdu. Bir şey vermiyorlardı ki bize...
Ağır kaldıra kaldıra kadınlıktan çıktık... Şeyden kesildik... Biyolojik ritmimiz bozuldu... Anlıyorsunuz ya? Çok korkunç! Bir daha hiç kadın olmayacağını düşünmek korkutucu.
Hatırlıyorum da sargı bezi yetmezdi. Öyle korkunç kurşun yaraları olurdu ki koca paket bez gerekirdi sarmaya. İç çamaşırı adına neyim varsa yırtıp kullanmıştım, erkeklerden da isterdim: "Çıkarın iç donlarınızı, insanlar ölüyor." Çıkarır yırtarlardı. Utanmazdım onlardan, kardeşim gibiydiler…