O gece ilk kez öylesine büyülenmişçesine hissettiğim o güce teslim olmaktan alıyorum yaşamın kaynağını. Beni nereye sürüklediğini sorgulamiyorum. Belki bir başka uçuruma, başkalarının ayıp diye adlandırdığı, belki de bir başka yüceliğe sürükleyecek. Bunu bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum. Çünkü inanıyorum ki, yalnızca kendi kaderini bir gizem olarak yaşayabilenler gerçek anlamda yaşıyordur...
Duygularım o kadar yoğundu ki, içimdeki bu gel git bana fiziksel ıstırap veriyordu, elimi boğulan biri gibi göğsüme, altında acıyla atan kalbimin üstüne şiddetle bastırmak zorunda kalıyordum.
Çok hoş bir duyguydu insanın kendini öylece arabanın sallamasina bırakarak, gözlerini kapayip ilkbaharı hissetmesi ve hiçbir çaba göstermeden kendinin kanatlanmis gibi taşındığını hissetmesi...
... o zamanlar bazı yarı bilinçli hallerimde içimde uyanan şey arzuların kendisinden ziyade, arzulanmayı arzulamakti; daha güçlü, daha asi, daha hırslı, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme isteğiydi...
Yusuf Atılgan lise zamanında okudum girişi iğrenç bana göre . Bence yazar iyi bir giriş yapamamış, kitap övülecek derecede değil. Benim için tamamen zaman kaybiydı...