Hatice ceyhan profil resmi
Hatice ceyhan kapak resmi
~Tek paslanıp pislenmeyen insanın özüdür~
Aziz Nesin
Sosyal hizmetler
Açıköğretim fakültesi
K.Maraş
2 Temmuz 1993
Kadın
258 okur puanı
18 Eki 2017 tarihinde katıldı.
~Tek paslanıp pislenmeyen insanın özüdür~
Aziz Nesin
Sosyal hizmetler
Açıköğretim fakültesi
K.Maraş
2 Temmuz 1993
Kadın
258 okur puanı
18 Eki 2017 tarihinde katıldı.
  • Hatice ceyhan paylaştı.
    25 Şubat "Tek kitaplı etkinliğe
    Hakan Günday mı ?

    İhsan Oktay Anar mı ?
  • Hatice ceyhan paylaştı.
    Ben dünyada üç nesneyi istemem : Bir cahillik, bir yoksulluk, bir zulüm!
  • Hatice ceyhan paylaştı.
    - Evet Toprak Ana ,insan istemeden düşüyor o hallere.
    Bari o dayanılmaz acıları çeken yalnız ben olsaydım , başkaları çekmeseydi! diyorum. Ama , savaşın kanlı pençesini boğazına geçirmediği bir tek aile bir tek insan yok!
    Cengiz Aytmatov
    Sayfa 63 - Ötüken
  • Hatice ceyhan paylaştı.
    320 syf.
    1. Kendimi bildim bileli tarikat ve benzeri oluşumlardan hiç hazzetmemişimdir. Bunun en temel nedeni, bu yapıların temelinde kör itaat duygusunun hakim olmasıdır. Öyle ki bu durum bir süre sonra üyelerini mankurtlaştırıp insanın hiç aklına gelmedik işler yaptırabiliyor. Bunu yakın zamanda tecrübe etmiş bir ülkeyiz. Sadece biz değil dünyanın pek çok ülkesi farklı farklı şekillerde ama temelinde kör itaat duygusunun olduğu tecrübeler yaşamıştır. Bu tarz oluşumlar, ülkelerdeki özgürlüklerden faydalanarak masumane tavırlarla ve kendilerini iyi niyet ve yardım elçisi gibi göstererek başarılı şekilde pazarliyorlar. Birkaç bağımlı ve boşlukta olan insanı manevi yönden etkileyip onları bu bağımlılıklardan kurtarıp bunun boy boy reklamlarını yaparlar. Ancak birincisi, bu kişilerin daha sonra bağımlılığına yeniden başlayıp başlamadığını kimse bilmez, ikincisi de bu kişi daha büyük bir bağımlılığa meyletmiştir aslında, o da kendi akliyla düşünüp sorgulama yetisi manevi yardım ve benzeri adları altında elinden alınmış ve bir nevi mankurtlaştırılmaya doğru götürülmüştür. Bu tarz aklınızı kaybedeceginize yani aklınızı kiraya vereceğinize alkol veya sigara bağımlısı olun daha iyidir. Çünkü bir gün aklınızı kullanıp bu bağımlılıklardan kurtulabilirsiniz veya kendinizi frenleyebilir, veya bağımlılığınız devam etse de başka konularda akıllıca davranabilirsiniz. Lakin tarikat ve benzeri yapılara kendinizi tamamen verdiğiniz zaman aklınız bir şeyhe, şıha ve onun doktrinlerine bağımlı hale gelir. Bu noktada geçmişte bu yapılar çok iyiydi, sonradan bozuldu, şimdikiler 'gerçek' tarikat değiller tarzı söylemleri, ben almayayım teşekkür ederim; bu işin erbabı olan geçmişteki isimler üstüne basa basa kör itaate oldukça vurgu yapmışlardır. İsteyen açıp kaynaklara bakabilir, kendisi de görebilir.

    2. Günümüz dünyasını ve insanları tek bir kavramla anlat deseler, buna en uygun kavram bence internet olurdu. İnternet; Yeni Zelanda'dan Kanada'ya kadar tüm ülkeleri, normalde birbirlerinin varlığından ve yaşamından hiç haberinin olmayacağı insanları birbirlerine bağlar. Yozgat'ta oturan bir insanın Avustralya'da çıkan yangınlardan anında haberdar olabilmesini sağlayarak dünyanın öte tarafındaki insanlar ve de hayvanlarla duygudaşlık kurabilmesini sağlar. Ayrıca insanlarla akla gelebilecek her konuda bilgiler arasındaki mesafeyi tek tık seviyesine indirir. Bunlarla birlikte günlük hayatımızı kolaylaştıran birçok sistemin temelinde de bizzat internet bulunmaktadır. Ayrıca interneti bir örümcek ağına benzetebiliriz, dünyadaki tüm insanları birbirlerine bağlayan bir örümcek ağı... Tabi bu noktada örümcek kim veya kimler sorusu akla gelebilir ki buraya kadar internetin olumlu yanlarından söz ettim, olumsuz yanları da oldukça çoktur.

    Özellikle instagramın çıkması ve yaygınlaşmasıyla insanlar, sosyal aktivitelerini eğlence, spor, birlikte vakit geçirmek ve kültürel bir etkinlik için değil, instagrama farklı yerlerde farklı fotoğraflar atmak için yapmaya başladılar. Bu noktada da işte gösteri toplumunun zirveye ulaştığı söylenilebilir. Bunu salt instagram yaptı denilemez lakin instagram bunun zirve noktası ve simgesi haline geldi. Öyle ki, insanlar ölmek üzere olan yakınlarıyla "Son yolculuğunda da birlikteyiz," benzeri yazılar eşliğinde paylaşılan fotoğraflarını, dünyadaki çoğu insanın gitme imkanı bulamayacağı bir doğa harikasının içinde iki saat boyunca fotoğraf çekinip dönen insanlar veya bu tarz yerlere gitme imkanı olmayan insanlar ise elindeki imkanlar ölçütünde garip garip pozlar vermeye başladılar. Bunlardan en yaygını ise Starbucks'a gidip kendini değil de üzerinde Starbucks markasının simgesinin hemen altında yazılı isminin fotoğrafını çekip paylaşmak olmuştur. Bu aslında çok manidardır. Öyle ki, artık bu gösteri toplumunda, kişiler değil markalar önemlidir. Siz düşüncelerinizden dolayi değil, düşüncelerinizi paylaşan entelektüel ünlü veya salt ünlü veya herhangi bir çoğunluk olduğu sürece önemlisinizdir. Ayrıca artık ünlü olmak herkese açık bir şey haline gelmiştir. Herkes ünlü olabilir. Bunun için de çoğunluğun beğenileri doğrultusunda hareket etmelisinizdir. Gösteri toplumunun begeni ölçütlerine göre vücudunuza şekil vermelisiniz, eğer veremiyorsaniz mevcut haliniz üzerinden kendinizle dalga geçmeli ve toplumun da dalga geçeceği bir alan yapmalısınız vücudunuzu, yani bir nevi bu da fahişeliktir. Gösteri toplumunun fahişelik biçimlerinden birisi sadece. Sonra özelikle kadınsanız, daha çok uymanız kriterler bulunmaktadır. Bir kere asla makyajsiz olmamalisiniz, bu toplumun hoşuna gitmeyeceği herhangi bir 'kusurunuz' olmamalıdır. Ve malesef ünlü olmak istiyorsanız büyük olasılıkla bedeninizi sergilemek zorunda kalırsınız. Burada yanlış anlaşılma olmasın, kadın istediği gibi giyinebilir, buna bir şey demiyorum, benim eleştirdiğim, ünlü olmak için veya popüler olmak için kadınların vücutlarını kullanmalarına yol açan bu gösteri toplumudur. Hem erkeklere hem kadınlara tek tip bir makbul kişi profili absorbe ediliyor; filmlerle, dizilerle, her türlü reklamlarla ve daha birçok sektör aracılığıyla. Öyle ki insanın karşı cinste aradığı birincil ölçüt, kasları var mı veya göğüsleri ve kalçaları ne alemde olabiliyor. Tabiki, en eski toplumlarda da insanlar karşı cinslerinde bu tarz özelliklere bakıyorlardir ancak günümüz toplumlarında bu en temel ve neredeyse tek ölçüt olmaya başladı.

    Sosyal medya fenomenleri moda artık. Bir nevi 'gösteri peygamberlerimiz' onlar bizim. Hepsi için demiyorum ama aralarından azımsanmayacak düzeydekiler fenomen olmak için yapmayacak şeyleri yok. Twitter oldukça faydali bir uygulama ama aynı zamanda kendisini rezil ederek veya linç ettirerek, veya başkalarını rezil ederek veya linç ederek ünlü/fenomen olmaya çalışan yığınla insanın da olduğu bir mecra. İki üç kitap okuduğu, iki üç film izlediği için kendini otorite zanneden; oradan buradan birkaç sözü paylaşınca veya kendisi sabahtan aksama kadar oturup bir tarafından söz uydurup paylaşınca kendini entelektüel biri zanneden, başkalarına yargı dağıtan, başkalarının begenileriyle, zevkleriyle alay etmeyi elitlik sanan gösteri peygamberleriyle dolu bir mecra. Keza youtube da öyle hatta orada daha çeşitli şekilde garip tipler bulunmaktadır. Çoğunluğun duygularını istismar etmeye dayalı fenomen/peygamber olmaya çalışmalar, kendine hayali bir dünya kurup oranın kralı gibi davranmalar ama öte yandan da kendisine düşünceli, minnoş maskeler takmaya, her şeyi kendi egosunu tatmin etmeye sevk etmeler, insanları salt takipçi sayısı veya kendisine takipçi, begeni kazandırma potansiyeli üzerinden değerlendirmeler ve daha birçok buna benzer yapayliklarla dolu garip haller...

    Kapitalizm, sosyalizm, liberalizm veya buna benzer başka ekonomik hayatı etkileyen izm'ler hakkında kapsamlı araştırmalarım olmadı lakin günlük hayatı gözlemleyince insanların robotik bir hayat yaşadıklarını görmekteyiz. Hatta bir insanın tüm hayatında robotik olmayan tek anları oyun çocukluğu(toddler) dönemi diyebilirim. Okula başlayınca henüz ikinci sınıfta önlerine test kitapları koyularak onları yarış atı formatına sokma işlemleri başlanılıyor. Çocukların nelerden hoşlandığı, hangi alanlara yatkınlığı olduğu değil; tıbba mı hukuka mi gidebileceği düşünülüyor sadece. Onlara değerli olmanın yolunun bu olduğu gösteriliyor. Hayatlarını 'kurtarmanın' tek yolunun bu uzun maraton olduğu ve önündeki tercihlerin de hazır olduğu gösteriliyor. 9 yaşındaki çocuğa veya 15 yaşındaki çocuğa "Hadi seç, bak sana seçme hakkı da tanıyoruz," diyor örümcek! Çocuk 'seçiyor' ve koşturmaya devam ediyor. Şanslı ise ve buna ne kadar şans denilebilirse okuduğu bölümde işe girebildiyse oflaya puflaya iş hayatına başlıyor. Yaşamıyor sadece katlanıyor. At olarak başladığı bu hayatta eşek haline geliyor. Üzerine semer vurulduğunu fark ediyor ama artık bunu kabullenmiş vaziyettedir. O sadece, mesai bitimini veya (varsa) haftasonu tatilini hayal etmektedir. Mesai bitiminde doğru eve gider ki zaten hem ekonomik yönden hem de havalar kararmiş ve fiziksel, zihinsel açıdan yorgun olduğu için bir aktivite de yapamaz. Kendisine çizilmiş bu yolda kendisinden beklenilen birkaç işlem daha vardır: Bir eş bulacak, onla en az üç çocuk yapacak, sonra Toki'de eve girecek, ömrü boyunca da bu evin, belki arabanın ve çocukların masraflarını ödemeye kendini vakfedecek. Bunları yaptıktan ve artık anırmaya mecali kalmamış bir hale geldikten sonra emekli olup köşesine çekilmesine müsaade edilecek. Tabi, olmaz da hani bir ihtimal olabilir diyerek örümcek, bu eşekler uyanmasin diyerek, sanki özgürmüş, sanki o bir tüyleri parlak bir kısrakmiş gibi hissetsin diye önlerine sanal/hayali imkanlar koyacak. "Yeterince çalışırsan sen de zengin olabilirsin veya başarılı olabilirsin," veya "her şey senin ellerinde," "sen istersen dağları bile devirirsin," gibi şeyler derler. Ama yine de bunları eşeklere mümkün mertebe at gözlüğü takarak derler. İstedikleri yöne bakmaları elzemdir. Nolur nolmaz başka yönlere meyletmesinler. Yoksa üç beş örümceğin yavrusu milyon dolarlık villalarinda veya yatcıklarında nasıl tatil yapacak?

    Bu Örümcekler sadece dış güçler yani dışta birtakım insanlar değiller, aynı zamanda hepimizi yılgınlığa ve itaate zorlayan yanımızdirlar. Mağdur veya loser modda olmak ve kurtarıcı beklemek her zaman mücadele etmekten ve kurtarıcı olmaktan daha kolaydır. Bu arada yazarın da vurguladığı gibi beklediğimiz 'mesihler' bile kaslı, fit ve benzeri niteliklere sahiptirler, kimse şişman bir Mesih beklemez.

    $$$$

    Bir filminde Kemal Sunal, halkın karşısında kürsüye çıkınca "ben buraya neden çıktım, niye çıktım, nasıl çıktım..." diye o komik halleriyle sormuştu; ben de şu an "bunları neden anlattım.." modunda hissettim kendimi. Şundan anlattım, yazar bu iki durumu birbirlerine harmanlayarak oldukça başarılı bir kurgu ile bu eserinde anlatmıştır. Baş karakteri katı bir tarikat oluşumu olan Credish mezhebinde büyütülmüş bir kişinin süreç içinde nasıl milyonları etkileyen bir 'peygamber' konumuna 'yükseltildiği' ve akabinde olan olaylarla günümüz toplumunun etrafındaki ağlar anlamlı bir şekilde anlatılmış.


    İyi okumalar
  • Hani, ne derler." İnsanın canı çıkmadıkça umuda da yok olmazmış."
    Cengiz Aytmatov
    Sayfa 44 - Ötüken
  • Hatice ceyhan paylaştı.
    Batı’nın kibriyle Doğu’nun cahilliği arasında kaldık.
    Zafer Köse
    Sayfa 341 - Doğan Kitap
~Tek paslanıp pislenmeyen insanın özüdür~
Aziz Nesin
Sosyal hizmetler
Açıköğretim fakültesi
K.Maraş
2 Temmuz 1993
Kadın
258 okur puanı
18 Eki 2017 tarihinde katıldı.
Okur takip önerileri
Daha fazla